top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

TARIM STRATEJİ/PLANLAMA 3



Yayınlanma Tarihi: 28/12/2020

"Kendi kendine yeten az sayıda ülkeden biriyiz", "bitki çeşitliliğinde elimize kimse su dökemez", bunlar bizim yıllar yıllar boyunca söylediğimiz ezber cümleler. Kulağa bu kadar hoş gelmesi dışında, boş ve doğru değil.

Bu ezber cümlelerden biri de "tarımın doğduğu topraklar" sözü, ben de çok seviyorum bu sözü, ne kadar doğru olmazsa o kadar kulağa iyi geliyor herhalde. Tarımsal üretimde ürün çeşitliliği sınırlı olan fakat bitki çeşitliliği çok zengin olan coğrafyayız, bu kadarı doğru da, bunun sürdürülebilirliği veya hayatımıza katılmış olup olmama durumuna göre bakarsak bu bitki özellikle endemik bitki türlerini tarıma kazandırabilmiş miyiz? Hayır. Peki endemik zenginliğimizin farkında mıyız? Hayır.


Tarımsal üretimde kendimizi yettiğimiz konusu şehir efsanesi zaten. Kahve sohbetlerinden, siyaset meydanlarına kadar her yerde söylenir de, kimse bu coğrafyanın tahıl ihtiyacı hep Mısırdan karşılanıyordu, şimdi kendilerine tahıl ambarı olduğu iddiasındaki yöreler Ottoman döneminin son döneminde Yozgat ve Konya da yoğun tahıl üretimine geçilmiş ama yeterli olamamış o yüzden de son günlerine kadar Mısır Hıdivi ile İstanbul sarayı tahıl ihtiyacı sebebiyle iyi geçinmek zorunda kalmıştır. Mısır Ottomanın elinden göz göre göre giderken iktidarını ilan eden ve kendisine Hıdivlik gibi bir unvan verilen Mısır saltanatı bu buğday sevkiyatını kesmemesi için İstanbul Boğazında onun şahsına Kasır bile hediye edilmiştir. II.Abdülhamit'in halk sefilken dünyaya yardımlar ve paralar saçtığı dönemde İrlanda'ya gönderilen buğday Mısır'dan gelmişti. Fransa'dan aldığımız krediyle Mısırdan buğday almış ve bunu bir süre sonra İrlanda'ya göndermiş bir Ottoman.


Burada tarihsel süreçte gitmiş fırsatlardan bahsetmek yerine tarımdaki sorunlarımız, kazanımlarımız ve neler yapılmalı ele alalım.


Cumhuriyetle beraber tarımsal üretim çeşitliliği artmış bir olmasına rağmen ve daha yapılması gereken çok şey bulunmaktadır. Türkler ve öncesinde mirası devraldıkları Romalılar tarım toplumu değillerdi. Anadolu coğrafyasının belki de en büyük talihsizliği son 2300 yılda buraları bir tarım medeniyeti yönetmemiştir, kimi savaşçı, kimi göçer ve yağmacı milletler mevcut tarım nüfusunu kendilerini besleyecek ve vergi alacak bağlılar olarak görmüştür. Tarımsal araziler üzerinde devlet mülkiyeti, Ottomanların icat ettiği bir şey değildi. İslam'a girdikten sonra ki Arap-İslam güçleri de en baştan bu sistemi kullanmışlardır. Bunun sebebi hem Sasaniler ve ilk İslam yapılanmasının bağlı olduğu vassallık bağı ile bağlandığı Bizans/Doğu Roma sistemi idi. Onlarda olduğu gibi Ottomanlarda da tarımsal alanlar devlete aitti, ekip biçen devam ettiği sürece o kullanırdı ve karşılığında ürettiğinden devlete verirdi. Bağ ve bahçeler tarımsal alandan sayılmazdı. Tarımsal alan olarak kaydedilmiş toprak, bağ ve bahçeye dönüştürülemez ve bölünemezdi.


Bir kaç tarım yazımdan beri "bu ülkenin gelişmekte olan ülkeler" tuzağından çıkmasının tek yolu tarım ve gıda sektörü ile turizm ve madencilik (teknolojik madencilik, yağma ve yıkım madenciliği değil) sektörüdür yazıyorum. Biz tarım için yazmaya devam edelim. Bu sektörler yanlarında bir çok sektörü ve dinamiği harekete geçirebilecek sektörlerdir.


Türkiye'nin bugünkü ortamda 1980lerde olduğu gibi ucuz işgücü deposu olmaması ve üçüncü dünya liginden çıkması buna bağlıdır.


Türkiye'nin Tarımla ilgili sorunları;

1. Toprak Reformu ve Toprak rejimi

2. Miras hukuku dahil olmak üzere birçok hukuku sorunun yeniden düzenlenmesi; hukuksal düzenlemeler

3. Köylülük ve tarım ilişkisini sağlıklı bir duruma getirmek, köylü tarım yapan olmadığı gibi, tarımı da köylü yapar anlayışını yeniden değerlendirmek. Köylülük kavramına sıkışan sosyolojik kırsal kesimin tarımın gelişmesini nasıl engellediği ve tarımın bir türlü istenen noktaya gelmemesi.

4. Türkiye bitki ve tarımsal ürünler envanterinin hâlâ yapılmamış olması. (Bu envanter de endemik bitkiler ile tehlike altındaki türlerinde çıkarılması var)

4. Türkiye de hayvancılığı ile ilgili hâlâ hayvan ırklarının belirlenip, ırk ıslah çalışmalarının bile yapılmamış olmaması.

5. Tarım arazilerinin net olarak belirlenip, buraların imara dahil olmak üzere onun niteliğini bozacak hiçbir şeye dönüştürülemeyeceğini açık hükme bağlayan kanunlar ve siyasetler.

6. Orman arazilerinin daha da genişletilmesi ve acil olarak ülkeyi bir baştan bir başa kateden yol kuşağın oluşturulması gerekiyor.

7. Erozyon probleminin ulusal sorunlarının en başına yazılması ve acil eylem planları yapılması gerekir.

8. Türkiye stratejik tarım ürünleri belirlenmeli (şeker, çay, fındık vb.) bunlar özel düzenlemelerle ülkenin milli politikası olarak uygulanmalı

9. Ülkenin kısıtlı su kaynaklarının acil olarak su planlaması gerekir.

10. Türkiye acil olarak tarımsal planlamaya dönmeli

11. Türkiye yaban hayatı ve çeşitliliği envanteri çıkarılmalı.

12. İşlevsiz binlerce köy ve mezra yapılanması yerine köy/kent (belde/kasaba kavramı da uygun olabilir) geçilmeli.

13. Niteliksiz kırsal nüfusu orta vadeli planlama ile yörenin niteliğine uygun tarımsal üretim veya hayvancılık yapacak şekilde eğitilmeleri gerekir.

14. Gübre ve tarımsal ilaçlar sıkı denetimle ülkemizde üretilmeli (Gübre sanayi gibi, tarımsal ilaç sanayide planlama kapsamına alınmalı)

15. Sulama teknikleri geliştirilmeli.

16. Tohumculuk ana hedeflerden biri olmalı. Hem üniversiteler düzeyinde hem ARGE ve sanayi yatırımı olarak tohumculuk, hibrit tohum, biyo-genetik teknolojik tohum ve tohumlama sistemleri ile sentetik tohumlar konusu önem arz eden konular olarak görülmeli.

17. Bu kadar çok niteliğini kaybetmiş Ziraat Fakülteleri yerine her bölgede bir adet ama nitelik yönünden iyi donanmış Fakülteler, Enstitüler, Kuluçka ve Tarımsal ARGE-Teknoloji Merkezleri kurulmalı.

18. Tarla üretimden, sera üretimine, bağcılık, meyvecilik, bostancılık vb. tüm tarımsal faaliyetler bir planlama içinde yapılmalı.

19. Konu bakanlıklar yoluyla değil de yerel yönetimlerin kontrolünde ve bakanlığın planlama ve denetleme koordinatörlüğünde yapılması çok sağlıklı sonuçlar verecektir.

20. Tarımsal tüm krediler ve destekler yerel üretim durumlarına göre verilmeli.

21. Balıkçılık ile ilgili denizlerimiz ve sularımızdaki tüm zenginliğimiz envanterle belirlenmeli, mutlaka bilimsel ve planlı bir balıkçılık politikası belirlenmeli. Deniz balıkçılığı dışında tatlı su balıkçılığı da planlama içine alınmalı.

22. Hayvancılıkla beraber veterinerlik kurumu güçlendirilmeli. Hayvan hastalıkları konusunda hassas çalışmalar yapılmalı, bu çalışmalar desteklenmeli ve özellikle veterinerlik ilaçları mutlaka ülke de üretilecek stratejiler oluşturulmalı.

23. Meraların ıslahı yapılmalı, mera işgalleri engellenmeli.

24. Ülkemizin genç beyinleri ve üniversiteleri AGRO TECH, FARM TECH üzerinde projeler üretmeli, geleceğin fırsatının bunlar olduğunu bilmeli.

25. Gıda teknolojileri ve gıda üretimi ile ilgili çok sistemli ve planlı bir çalışma yapılmalı. Özellikle FOOD TECH konusunda çalışmalar teşvik edilmeli.

26. Tarihsel olarak miras kalmış olan "çift/hane" tarım sistemi yerine çiftlik/birlik sistemine geçilmeli.

27. Kooperatifleşme her aşamada tarımsal alanın kurtarıcısı olacaktır bilinmeli.

28. Uzmanlığı Tarım ve Gıda olan Finans yapısı mutlaka kurulmalı.

29. Çiçekçilik, tıbbi ve aroma bitkiler, arıcılık, vb. nitelikli konularda daha detaylı çalışmalar yapmak gerektiğini anlamak durumundayız.

30. Mutlaka Tarımsal ürünler borsasını kurmak zorundayız.


Burada yazmayı unuttuğum daha onlarca sorun var. Bir kısmına sizlerde katkıda bulunacaksınız, bir kısmı aklıma geldikçe ekleyeceğim.


Bu sorunu çözmek için önce ana hatlarıyla sorunu masaya yatırmak gerekiyor.


Bir sonra ki yazıda bir şekilde bu sorunlara dair teşhis ve tedaviler önereceğiz kendimizce, sizlerin değerli görüşleri de buna katılırsa çok mutlu olurum.

Sevgiyle Kalın.


11 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page