top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

DEVLET'DE DEVAMLILIK ESASTIR 2 Emperyalin kontrol edemediği Tanrı, Emperyali kontrol etmeye başlar



İki imparatorluk sınırları içinde, Hıristiyanlığın tüm akımları ve Yahudiler ile Pağan dinler yönetimin kontrolünde bir şekilde hayatlarına devam ediyordu. Çünkü Emperyalin kontrol edemediği Tanrı, Emperyali kontrol etmeye başlardı. Sonra ki dönemlerde göreceğiz ki kimi dönemlerde Kiliseler Emperyal güç olup, yavru kralları kontrol etmeye başlamıştı.


Emperyalin kontrol edemediği Tanrı, Emperyali kontrol etmeye başlar.


MS 300 yılında İmparator Constantine (Konstantin) tarafında İstanbul da, MÖ 657 yılında Bizantius’un Megara’dan gelerek kurduğu Bizans’ın üstüne İmparatorluğunu kurmuş, fakat tarihte Bizans adı ile İmparatorluk kurucusna atfen aldığı Konstantinople (Konstantinopolis) isimleri baş at gitmiştir.


Bugünkü Sırbistan’ın Nis (Naissus) şehrinde doğmuş olan Konstantin Büyük Roma Sezarlarından biri idi. Konstantin bir süre sonra Roma’nın ilginç dörtlü yönetiminde yer almak yerine kontrolü elinde toplamaya karar verdi ve kısa sürede Batının yönetimini tek başına ele aldı. Konstantin, İmparatorluğun Doğusunu ele geçirebilirse gücü elinde toplayabileceğini biliyordu. Ve imparatorluğun doğusunun Sezarı aynı zamanda kızkardeşinin kocasıydı. Eniştesinin komplo hazırlığın da olduğu ve onun, mutlak hakimiyetine göz koyduğuna karar veren Konstantin bugünkü Üsküdar (Chryspolis) da eniştesini bozguna uğrattı. Galibiyetten sonra eniştesini, ilerleyen zamanlarda da kızkardeşini ve tahta babasının tahtına varis olabilecek yeğenini öldürttü.


Sonunda Doğu Roma’nın bin yıldan fazla merkezi olacak yeni şehrini Nova Roma’yı, Roma gibi yedi tepe üstüne kurulu İstanbul’da oluşturmaya karar verdi.


Her büyük mitolojik olayda olduğu gibi burada da bir rüya, bir çok hikaye vardı. Batının kontrolünü eline aldığından itibaren Hıristiyanlığın hamisi olmuş olan Konstantin, Büyük Konstantin olmasını da Hıristiyanlığı var edip, iki kiliseyi de (batı ve doğu) ihya etmesiyle almıştı. Rüya rivayetinde İsa galibiyeti nasıl kazanacağını imparatora söyler ve O da rüyasında bildirilen gibi davranarak bu savaşı kazanır. Roma imparatorluğu artık iyiden iyiye şekillendirdiği Hıristiyanlığı resmi inanç seçme yoluna girmiş bulunmakta, Kilisede de yapıyı oluşturmaya girişmiş bulunmaktaydı. İlginç olan bu rüyayı (!) görürken Konstantin söylencelere göre uyanıktı.


Büyük Konstantin; Milano Fermanı’nı yayınlayarak, İznik Konsülünü toplayarak ve orduya Hıristiyanlık inancını sokarak İmparatorluğun dinini paganizmden Hıristiyanlığa çevirmiş. Artık Jüpiter (Zeus)’in, Apollon’un yerini İsa ve Meryem alacaktı.


Ve sahne de artık her şeyi ile kanlı canlı bir Balkan İmparatorluğu vardı. Nüfusunun büyük kısmı eski Megaralı Yunan kökenliler ile Balkanların birçok yerinden gelenlerin oluşturduğu Büyük Doğu Roma İmparatorluğu. Bir Balkan –Yunanlının- kökenlinin ilk olarak kurduğu, yepyeni hale bir İmparatorluğun mücevheri olarak yeniden tasarlayan yine bir Balkanlı –Sırp/Slav- olan şehir Nova Roma (İstanbul).


Doğu Roma İmparatorluğu teşkil edilirken, ordusu yalnızca Germen ve daha seçkin muhafızlardan oluşan scholae (balkan kökenlilerden oluşurdu) birliklerinden oluşturuldu. Orduya Anatolia taraflarından ve buraların yerli halkalarından kimse alınmadı. İlk dönem pagan olan bu askerler ilerleyen dönemlerde Hıristiyanlaştırıldı, sonra ki dönemlerde köylerden daha küçük yaşta toplanıp vaftiz edildi (devşirildi), iyi bir Hıristiyan ve asker olarak yetiştirildi hepsi. Bürokrasi yani devlet idaresi İmparatorun etrafındaki yakın destekçileri, danışmanları, comitatus, imparatora doğrudan bağlı comitatenses ve seçkin palantinae birlikleri vardı.


Roma geleneklerinde bir şehir oluşturulurken bir melek –tanrı görevlisi/görüntüsü- rhberlik ederdi. Konstantine’de böyle bir rehberlik olmuştu tabi ki (!).


[Contantinus] izleyenlerin üzerinde saygı uyandırmak ve onlara umut vermek için heyecan duyuyordu. Elinde bir mızrak, yaya olarak kortejin önündeydi ve başkentin sınırlarını çizen hattı yönetiyordu, ta ki etrafında büyüyen kalabalık onun büyük bir şehrin sınırlarını çoktan aşmış olduğunu görene dek, “Devam edeceğim” diye yanıt verdi. Contantinus, “O, önümden giden görünmez rehberim bana dur diyene dek.”

Timothy R. Grogory, Bizans Tarihi, Çev. Esra Ermert, Yapı Kredi Yayınları. İstanbul, Kasım 2008, s:77.


Batı ve Doğu ayrıştı, Hıristiyanlığın iki ana merkezi ve tüm ekolleri artık Romalıların dı, öncesinde Etrüsk kurdunun emzirdiği çocuklar artık kendilerini yeni bir mitin içinde buldu. Gün geçtikçe Batı farklılaştı, farklılaştıkça Hıristiyanlık yeni sınırlarla şekillendi. Doğu Roma, Roma imparatorluğunun mirasçısı olarak devlette devamlılık esastır diye, o muhteşem mirası Doğu Roma –Balkan Hıristiyanları- bir süre daha ayakta tutacaktı. Ta ki mirasın yeni sahiplerini o derin devlet yapısı içinden gösterip işaret edene kadar. Dört yönün hükümranı Roma, doğudan yeniden doğuyordu. Her yol Nova Roma’ya çıkıyordu artık. Ve her doğuşunda Hıristiyanlık biraz daha gelişiyordu. Zaten Tanrı Kutsal İsa aracılığı ile dememiş miydi? “Sezar’ın hakkı Sezar’a” Tanrı o Sezar Hıristiyanlığa hizmet ettikçe, verdikçe veriyordu.


Yıllar ilerledikçe Doğu Roma birkaç kez badireler atlatıyordu. Bu arada 600’lü yıllardan itibaren Arap Yarımadasında –Arabia- yeni bir şeyler oluşuyordu. Yıl 1200’lere geldiğinde Doğu Roma direk olarak artık İslamlaşan Türklerin sert akınlarına maruz kalmıştı. Özellikle Kafkaslar üzerinden gelen bu akınları kesmek için her emperyalin olduğu gibi bir planı olması gerekiyordu. Büyük Roma’nın mirasçısı ve Hıristiyanlığın hamisi olarak Kafkas akınlarını kesmek amacıyla dindaşı Gürcü kralıyla da güç birliği yapmak maksadıyla Trabzon Merkezli MÖ 63’lerde sonlanmış olan Roma himayesindeki devletin yerine, yine Romanın derin güçlerinin devreye girmesi ile İstanbul’dan kontrol edilecek bir uydu devlet projesi uygulamaya konuldu.


Kafkasya’dan gelecek Türk akınları ile Anadolu içlerine yerleşmiş Türklerin bağlantısını kesmek, Karadeniz ulaşımını kontrol edebilmek ana gaye oldu. Bir ölçüye kadar başarılı oldu fakat burada da beraberinde İstanbul merkez de başgösteren sorun ortaya çıktı. Ordu’ya insan gücü sağlanması. Büyük Justinianus (Jüstinyen) döneminden başlayarak manastır ve kilise sayısı kontrolden çıkmış şekilde artmıştı. Manastıra kayıtlı olanlar ile Keşiş ve din görevlileri askerlik yapmıyor, vergi vermiyorlardı.


Özellikle Rize-Artvin (Trabzon’da da azımsanmayacak kadar vardı) bölgesindeki her yerleşim yeri hani deyim yerindeyse dağ-taş kilise ve manastırla dolu idi.


Askerlik yapmamak ve merkezi idarenin ağır vergilerinden kaçmanın en iyi yolu bu idi. Bu daha sonra gelecek tüm devletler için sorun oluşturacaktı, toplumsal yapı kendini buna göre kodlamıştı.


Aslından Roma 300’lerden itibaren Türkler denilen gruplarla tanışmıştı. Vur kaç taktiğiyle gelip giden yağmacı-talancı bir topluluk. Vikingler gibi tam bir barbar topluluktur. German steplerinde Avarlar olarak bir dönem hüküm süren ve yerleşik hayata geçmekte zorlanan bu savaşçı topluluk, bir şekilde yerleşik yerel insan toplulukları tarafından ehlileştirildi. Belli bölgelerde yerleşik hayata geçti. Medeniyet ve kültür yönünden çok fazla bir birikimleri olmaması sebebiyle yerleşik kültürler arasında kolayca asimile etti. Bugün Macaristan da, Bulgaristan da ve Moldova da bu asimile olmuş toplulukların eser izlerine rastlanır. Fakat büyük çoğunlukla Balkanlaşmışlardır. Balkanların içinde yeni gelişen Millet yapılarının birer parçası olmuşlardır. Bu bölgenin sosyokültürel ve sosyoekonomik yapısı yağmacı Türk boylarını bir şekilde yerleşik düzene geçirerek asimile etmeyi başarmıştır.


500’lerden itibaren İstemi Han yönetimindeki Türklerle direkt temasları olmuş. İstanbul da elçileri ağırladıkları gibi, İstemi Hanın yazlık otağına elçiler Bizans Sarayı. Hatta dünya da ilk sanayi casusluğunu gerçekleştire bilen bu Türklerden, ipek böceği elde edip, bu ipek böcekçiliğini İstanbul da başlatmıştı. İpekçilikle ilgili bilgiyi Türklerden almışlardı.


Roma İmparatorluğu Balkanlardan gelecek Türk tehlikesini bir şekilde bertaraf etmiş hatta Sasanilere karşı Türklerle iyi bir işbirlşği geliştirmiş, bir emperyalin yapacağı gibi işine yarayacak, düşmanının düşmanı ile kontrol edebileceği bir işbirliğine girişmişti. 500’lü yılların ortalarına doğru İstanbul da bir Türk modası bile başlamıştı. Özellikle Avar Türklerinin saç kesimi bile Bizans gençleri arasında o dönem çok popülerdi. Bugünkü Macaristan, Slovenya, Avusturya, Romanya, Ukrayna ve Sırbistan topraklarında dönemsel olarak hüküm sürmüş olan Avarlar, girdikleri coğrafyalardaki milletlerle kaynaşmış dil, din, kültür ve ırk olarak asimile olmuştu.


Fakat bu durum, aşağıdan Arabia topraklarından başlayan akınlar sırasında Doğu Roma’yı hem Sasaniler hem de Araplar cephesi üzerinden sıkıştırmıştı. Aslında en başında Hıristiyan Arap olan Gassaniler gibi Doğu Roma himayesinde bir devletçik olan yeni İslam oluşumu (Ömer dönemi basılan sikkelerin bir yüzünde devletin himayesinde olduğu imparatorluk olan Roma -Bizans- İmparatorunun resmi vardı). İslam’ın kendini konumlandırdığı dönemde de iki süper güç arasındaki tercihini Romalılardan yana kullanmış, İslam’ın tanrısı da ayetler indirmişti. İndirilen ayet Rumların Sasanilere yenildiğini ama belli zaman sonra galip geleceğini, İslam’ın Allah’ının onların yanında olduğunu müjdeliyordu.


1.Elif. Lâm. Mîm.

2-3.Rum, yenilgiye uğradı en yakın bir yerde; bununla birlikte onlar bu yenilgilerinin arkasından birkaç yıl içinde kesin galip gelecekler.

4.Önünde de sonunda da emir Allah’ın… Ve o gün müminler, Allah’ın yardımıyla sevinecekler.

(Rûm Suresi 1-4. Ayetler. Elmalılı Hamdi Yazır. Hak Dini Kur’ân Meâli. Akçağ Yaynları. Ankara, 2008. S: 545)


Bu ayetler yekûnü Halife Osman döneminde Kuran tasnif edilirken yine İmparatorluğu işaret edecek şekilde Sure’ye “Rûm” adı verilmişti.


Yazının Devamı var; DEVLET'DE DEVAMLILIK ESASTIR 3 Anadolu Bataklığı

65 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page