top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

ZAMANSIZ… ZARAFET… FRANSIZ KADINI… ESTETİK… VE HEPSİNİN FELSEFESİ


Görsel Kaynak : https://biacaip.com/unlu-ressamlarin-tablolarinda-sikca-gordugumuz-13-kadinin-gercek-halleri/


Günümüz moda dünyası kadın eksenli dönmektedir. Bu dünyanın en ilgi çeken kısmı özellikle 1950’lilerden beri modanın merkezinde olan Fransız kadını. Zamansız şıklığın, göz alıcı cazibesini üstünde taşıyan manken. Parizyen bir stil olduğu söylenir. Önemli olan basitlik ve duruştur bu stilde. Klasik kesim bir Jean pantolon ve pamuklu bir tişört ayakta bir espadril. Hafif hatta hiç yapılmamış hissi veren makyaj, taranmış da çıkılmış fakat doğal bir itina gösterilmiş gibi saçlar. Yüzde mesafeli bir soğuklukla, samimi bir gülümse kıvamında ince bir çizgi, his. Buyurun size ilk sınırları Paris’te çizilmiş, Paris Metropol kadının meşhur Parizyen stili, ya da zamansız şıklık.

Zamansızlık kavramı modacıların çok sevdiği bir kavram olması bir yana bir estetik kavramı onun özelinde bir felsefe kavramıdır. Zamansızlık kavramı, demokrasi ve özgürlük kavramı gibidir. Her anı kapsar. O her ana özgüdür. Zaman nedir? Çizgisel akış. Çizgisel akışta geride bırakılan, önde karşılanandır. Süje ile objenin o akışta boşlukta doldurduğu alandır. Zamansız olan aslında o çizgiselliğin bizzat kendisidir. Süje ve objenin her boşluğunda olandır. Eğer süje ve obje onu sahiplenirlerse o sıfatı da üzerlerinde taşırlar. Zaman nedir? Sorusu felsefi olarak doğru da değildir. Bardon; “…’Zaman nedir?’ sorusuna hâlâ cevap verilemiyorsa, belki de yanlış soruyu sorduğumuzdandır. Zaman bir ne olmaktan ziyade bir ‘nasıl’ dır ve bir sorudan ziyade bir cevaptır.

Estetik ve zamansızlık nerede buluşur peki? Aynı kadının üstüne giyindikleri gibidir estetik ve zamansızlık ilişkisi. Bir pantolon ve kazak zamansız da duruda bilir çok kitsch de durabilir. Hatta kaba, saba ve zevksiz de gelebilir. Paris kadını hep böylemi idi? Yoksa bu zamansızlığa zamanın onu estetite etmesiyle mi ulaştı?

Paris kadını, ince hatta zayıf beyaz, sarımtırak bir beyazlık, kemikler sayılacakmış gibi, ince bakımlı bacaklar, görünmez bir elin sürekli kontrolünde olan el ve ayaklar. Yüzde hiç de küstah olmayan bir özgüven ifadesi, gözlerde hem flört eden hem de ilgisizmiş hissi veren bakışlar. Bir Metropol kadını, Paris’in inşası gibi tuğla tuğla ortaya çıkan kentli kadın. Tam bir insan tasarımı, kentliliği ve estetiği içselleştirme hali, Paris kadınında vücut bulmuştur.

Fransız kadını böylemi idi? Değildi. Coğrafya ve çevre durumu gibiydi. Estetiği oluşturan sonunda estetiği zamansız hale getiren çevre ve toplum durumunun tamamıdır. Baron Haussmann Paris’i tasarlarken, varoşlardaki sonradan Paris’in kentli kadını olacak çamaşırcı kadınlarını, hizmetçi kızlarını, sokak yosmalarını da yeni baştan tasarladığının hiç farkında bile değildir. Kent mimarlığı ile Toplum mühendisliğini farkında olmadan beraberce taşıdı hep Paris’te. Bir Paris yarattı Baron ama zamansızdı Paris. O yüzden Paris’te sanat hep sanatsız oldu, aşkları gibi zamansız oldu. Zamansız yaşar Paris, o yüzden Roma değil başka bir yer değil ya da yapay New York değildir. Estetik, zamansız kent; Paris. Hakkını yemeyelim, kadın için bunları söylerken erkeği içinde bu geçerlidir. Fransız centilmenliği bir İtalyan gibi abartılı, bir İngiliz’in ki gibi kibirli ya da Almanın ki gibi kasabalılıktan kurtulup kentli olamamış gibi değildir.

Baron Paris’i kurarken günümüzün meşhur mimarlarından Richard Rogers’ın kenti tanımlarken kullandığı cümle de belirttiği gibi; “ Dünya üzerinde kalbi, bacak ve kollarından bu kadar kopuk olan bir başka şehir tanımıyorum. Bunun sebebi Paris merkezi ve kavşak ötesi dünya arasındaki ‘inanılmaz eşitsizlik’ ve ‘sarsıcı psikolojik bariyerler’dir.” Aslında Rogers Parisliliğinin Baronun mimarisinin fikrini anlamadığı için ve kentin tarihini yalnızca mimari bir tarih olarak okuyup geçtiği için yaptığı bu yüzeysel tespitte, doğru noktayı yakalamış ama onun anlamını algılayamamıştır. Onlar nedir Barikat ve Bariyer.

Barikat o zamansız Metropol insanının bütün halleridir. Barikat zamansız bir duruştur. Alelacele gibidir ama yanaştığınızda öyle aşılacak gibi değildir. Paris kadını gibidir, Paris erkeği gibidir. Paris kentinin Haussmann aracılığıyla Paris insanına cevabı da barikatları engelleyeceğine inandığı kendini koruyan yeni kenti kuşatan bariyerdir. Bugün bile kenti barikat mi kuşatır, yaksa bariyer mi tartışmalıdır. Parizyen kadının geçmiş Avrupa kadının kullandığı bekâret kemeridir, barikat. Bu sefer tek fark anahtarı kendisindedir. Barikatı kim geçecek, öbür tarafta kim kalacak kadın karar verir. İnsanın bireysel özgür iradesi ile karar vermesi estetiktir. Kendi adına konuşması, gülmesi, inanması veya inanmaması estetiktir. Paris kenti de bariyerleri ile insana şöyle der, dur bakalım Paris’in kalbine gitmek o kadar kolay değildir. Şartları vardır. Ne kadar olduğuna bakmak lazım der. Yapay estetiği kabul etmez Paris ve Parisli.

Parisli için günümüzün modern dünya mimarları bayağıca saldırır bunlardan biri de Sarkozy zamanında Paris için proje üretmiş ama Rogers gibi Paris’i tam anlayamamış –hiç anlayamamış Mike Davies şunları söylüyor: "Yazılmayan ve konuşulmayan bir gerçek var ki, bu bölgenin sakinleri benzer etnik kökenden geliyorlar. Bu karışık bir sistem değil! Ve Paris'in en temel problemlerinden biri tek-kültürlülük… " Modern dönemlerin ne de çok sevdiği bir terimdir kültür, çok kültür, tek kültür, az kültür. Metropol kültürünü yaratmış bir kente tek kültürlülük söylemi herhalde olsa olsa tanımlama değil hakaret olurdu. Paris gibi bir Metropol zamansız olarak adlandırılıp sonra da tek kültürü olamaz. Doğrudur Paris Avrupa kültürüdür bir o kadar da Mağrip kültürüdür, onlar kadar oryantalisttir yani tam da şarklıdır. German kültürü de vardır harcında, bir Romalı havası da, Atinalının coşkusunu da taşır, İstanbul’un kokusunu da, Orta Avrupa bozkırlarının deniz görmemiş yozluğunu almıştır, Akdeniz güneşinin ışık oyunlarını da. Paris tek kültürlü ise bu tanımla New York’ta Londra da kültürden eser yok demektir. Dublin tekkültürlüdür dersek tamamen doğrudur da, sırf o şehrin kalbini by-pass etmek adına Paris’i böyle yaftalamak haksızlıktır. Çok kültürlülük New York’tan çok önce Paris’te başlamıştı. Hatta Londra’nın şimdi çok kültürlülük kakafonisinden yıllar yıllar önce ve orada çok kültürlülükte estetik kaygılarla, yeni bir estetik kazandı. Oradaki çok kültürlülük estetiği müziğe Cezayir’in Rai Müziği başkaldırdığı Paris’ten etkilenmiştir, pek tabidir ki Paris te ondan. Paris estetiği yalnızca kadında ve erkekte değil müzikte, yemekte, resimde, düşünce de aklınıza gelebilecek her şeyde kendini göstermiştir. Bu Parizyen estetik Fransa’nın diğer yerlerinde de kendini öyle veya böyle göstermektedir. Şarapta hatta otomobilde bile. Misal diğer dünya kentlerinde varsıl topluluk kendini göstermek için en lüks en havalı otomobilleri, araçları kullanırken, Fransız varsılları aynı halkı gibi basit araçlar kullanır. Bir Londra da gördüğünüz lüks araç görgüsüzlüğünü Paris’te kolay kolay göremezsiniz. Gördüğünüz de sırıtır.

Çok mu güzeldir Paris insanı? Estetik konuşurken güzel kavramı da estetik içinde değerlendirilmelidir. Estetik değerlere sahip olan güzeldir. İnsanların güzellik anlayışları ile beraber bakarsak güzeldir de ondan daha güzel olan insanlar vardır. Doğu da, batıda, kuzeyde ve güneyde ondan daha çekici albenili kadınlar ve erkekler vardır. Doğu da kadının güzelliğine erkek karar vermez, çok eşcinsel yaklaşımla kadın karar verir kadının güzelliğine. Kadın daha karar verebilen, özgür estetiğe ulaşamamıştır. Güzeldir de estetik değildir. Anadolu kadınını ele alalım. Bugün Anadolu kadını zamansız değildir. Estetik değerlerini oluşturulabilecek tüm çevresel ve toplumsal etkilerden uzakta izole edilmiştir. O kadınlığını erkek üzerinde kadınına karar verme sürecinde elinde tutmaya çalışmaktadır. Kadın beğenir dedik, aslında bir toplumun estetik değeri olup olmadığını kadınlarının giyiminden, sokaklarından, evlerinden halinden anlayabilirsiniz. Temizle estetik aynı şey değildir, parlak allı pullu ile aynı şey değildir. Kadın beğenir dedik, oğluna gelin için anne karar verir. Oğlunun hayat arkadaşına o karar verir. Bir gelenek vardır, gelin hamamı. Erkek anneleri, mahallenin kızlarını alıcı gözle incelemek için orada genç kızları çıplakken inceler, kendi zevkini oğlunun zevki imiş gibi tam bir eşcinsel tavrı içinde inceler. Annenin de özgür iradesi yoktur o anda o kızlarında, bu coğrafyada çok az kadının daha az erkeğin vardır o özgür iradesi. İşte o yüzden zamansız değildir burada insanlar. Amansız bir heyula kuyusunun içindedirler yalnızca. İstanbul yenilenirken, yeni insanlara göre kurulurken de bilerek ya da bilmeden insanını yenilememiştir. Ne şehir özgürdür bu coğrafyada ne de insan. O yüzden İstanbul’un kadınlığı ışıklarla allanır pullanır, o kadar zevksiz hale gelmiştir ki şehir estetik unutulup gitmiştir. Estetik olmayan yerde zamansızlık yoktur. İstanbul’un zamanı vardır. Her gününe tarih atılır, betona imza atılan el ayak izi basılan bir kenttir burası. İstanbullu yoktur ki, kalbi olsun. O kalbine ulaşmayı zorlaştıran barikatları olsun. Kadınlarımız güzel değil mi? Bütün kadınlar kadar güzeldir. Zamansızlık uğramamıştır coğrafyamıza, ne Rusya’ya uğramamıştır, ne Balkanlara ne de Anadolu’ya, İran kadını ile Türk kadını kıyısından dönmüştür belki de dönüşü olmayana sürüklenmiştir.

İnsanlar şimdi kızabilirler, çok kesin ifadeler bunlar Japonlara ne diyeceğiz diye. Japon insanı çok şık gerçekten ama elinize bir tokyo kalabalığı resmi alın bakın bakalım zamansızlık var mı? Japon kültürünün kendine özgülüğünden sıyrılmış Neo-Zamanla kuşatılmış bir Japonya. Bir Şinto tapınağı bahçesi ya da eski bir Japon minyatüründeki o insanın estetiği ve özgürlüğü var mı? Varsıl olma gösterisi içinde rüküş bir yapay sadelik yaşayan yeni Japonya. Konfüçyüs’ün sadelik ve duruluk ile ölçülülük değerlerini benimsemiş Çin de de aynıdır durum. Yeni Çin tam bir zevksizlik. New York yaratıldığı yapay ortama rağmen bir kent olarak doğmuştur. Zamansallıktan zamansızlığa doğru gitmektedir. Kendi insanını ve kültürünü oluşturmaktadır. Estetik kaygı New York insanında da Paris insanına olduğu hale gelecektir. İlk başta etiketle süslemeye çalışılan bir kültür git gide sadelik ve duruluk ile duruş sağlamaya yönelmektedir. Yapayı estetik hale getirmeye uğraşan gerçek New Yorker’lar vardır. Kendi edebiyatı, plastik sanatları en önemlisi kadını yani Havva’sı oluşmaya başlamıştır. Parizyen kadın gibi New York kadını şekillenmeye başlamıştır. Kadın dokunuşu getirecektir estetiği. Rönesans’ta plastik sanatı, edebiyatı ve bilimi erkekler yapmıştır ama estetik dokunuş kadınındır. Bugün Türkiye insanın sokaklardaki estetiksizliği nasıl kadınlara borçluysa Cumhuriyet ilk dönemi toplumu da o estetik gelişmeyi yine kadına borçluydu.

Toplumsal yapı Türk kadınının her şeyine yansımış durumda, İstanbul zevksizlik ve estetiksiz tam bir betonlaşma yaşanmakta. İnsanlar bunu kanıksamakta, başka coğrafyaların zevksizliği (özellikle Arap ve Slav) benimsenmektedir. Türkiye de zamansızlık gemisini kaçırmamış ama ellerini hızlı tutmasalar kaçıracak tek bir kent kalmıştır; İzmir. Zamansızlık hissini verir, toplum tam bir deniz kıyısındaki Paris’tir. Boşvermişlik’te aynı Atina’dır. İşleri birazcık ağırdan alma, sohbeti kahkahalara boğmada Güney İtalya hatta Sicilya’dır. Akdeniz denizler için de en zamansız olanıdır. Sade, duru başka hiç bir şeyde olamayacak kadar estetik. Her şey tamı tamına ne bir eksik ne bir fazla. Karadeniz gibi tekinsiz değil, güven veren ama sınır koyan bir hâl içinde.

Estetik Dolmabahçe Sarayı değildir, o kitsch’liktir, abartıdır, yapaydır. Estetik Topkapı Sarayıdır. Sanki bir balkan köyünün o topografya ya yerleştirilmesi gibi sade, alımlı ve zamansızdır. Estetik Aya İrinidir ama Jüstinyen’in güç sarhoşluğunun eseri Ayasofya değildir veya Ayasofya’nın kopyası Süleymaniye değildir. Estetik Şehzadebaşı Camii’dir. Estetik Mihribah Sultan Camii’dir. Estetik olan İbrahim Paşa Sarayıdır ama birçok eser hiç de estetik değildir. Mihribah Sultan Camii Üsküdar da zamansız hatta mekânsız durmaktadır. Oradadır ama göze batmaz, baktığımız mı gözünüzü alamazsınız, ama gözü yormaz.

Ne zaman zamansızlaşmaya başladı Paris ve Parisli. Paris kadını nasıl kazandı, Parizyen tarzını. Fransız İhtilalinde Lui’nin askerlerinin bariyerlerini ezip geçenlerin en önünde olan kadın, o askerlere barikat kurarken de en öndeydi. Paris yeniden kurulurken de, her halk eyleminde de barikatların en önündeydi. Fransız devrimi laik bir toplum tasarladı, bunu süreç içinde mevcut dini yapı ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın başaramadı. Laik toplum, laik kadını meydana getirdi. Rönesans’ta bu “laik” düşüncenin içinde doğmuştu. Rönesans’ta açık laik bir duruş yerine ki kilise çok güçlüydü, sanatlarında kullandılar. Hem de o Kilisenin tanrısını kullanarak, o tanrının mekânlarını kendi tuvalleri kendi sergi salonları haline getirerek. Yazdıkları eserlerde kocaman harflerle yazdıkları tanrı adıyla laik düşün yazılarını en rahat bir şekilde yazıp, tanrının en muhteşem kütüphanelerinde başeserlerin arasına koydurdular.

Tanrılar ve dinler estetik değildir. Özgürlük yoktur hiçbir inançta ve inançlar kültür oluştursalar bile estetik oluşturamazlar. Tanrılar heyula büyüklükte, tanımsız ve sınırsızdır. Obje değildir, süje hiç değildir. Estetik inançların kaygısı ve sorunu da değildir. Zaman sorunudur inançların, tanrı zamansız görünür ama zamanla beraber ortaya çıkmıştır. Zamansallıktır Tanrı, zaman inançtır. Zamansızlığa tahammülü yoktur. O yüzden hiçbir inanç estetik oluşturmamıştır. Felsefe düşünceler estetiği oluşturur ama bir tanrı tahayyülü devreye girince estetik kaybolup gider. Estetiği kaybeden şeyler hem manevi tanrı kavramı hem de maddi tanrı (örnek; para) kavramıdır. Manevi tanrıların estetiğe tahammülü yokken, maddi tanrı zevksizliği ve şatafatı sunar, onu kutsar. Kültürü tam oluşmamış bocalamış tüm toplumlar özellikle laiklikle sorunu olan toplumlarda iki tanrı da devrededir.

Zamansız olmayanlar içinde estetik olanlar yok mudur? Vardır tabi, doğal değildir. Estetik eserlerin yapıların hiçbiri doğal değildir ama bu doğal olma durumu onun bakılırken algılanacağı bir durumdur. Bir heykel örnek Davut heykeli estetiktir bakarsınız, doğaldır. Gözünüzün önünde gerçek Davut’ta devmiş gibi görünür ve bu size normal gelir işte o estetiktir. Bir heykele bakarsınız, heykeltıraş yapmıştır, güzeldir, Çok uğraşılmıştır, ne bileyim bir generalin heykeliyse pantolonun ütü yeri bile belirgindir ama yapılmıştır. Bakarken taşın her yontulmuş detayını görüyormuşsunuz hissi verir. Heykeldir ama yapaydır.

Fransız kadını yapay değildir. İstanbul’un şimdi ki kadını yalnız İstanbul’un mu Türkiye’nin çoğunluğu kadınların hepsi yapaydır. Kimi Bağdat veya Şam sokaklarında Arap kadını gibidir. Kimi de ne Avrupalı ne Asyalı yapay Avrasyalı bir kadındır. Renk yoksunluğu, zarafet yoksunluğu hepsi karman çorman olmuştur. Güya dinsel güya geleneksel kaygılarla yeni kültür estetik algıyı ve kaygıyı yok etmiştir. Keyifsiz ve renksiz sokakları, keyifsiz ve renksiz insanları olan bir şehir ve ülke haline gelmiştir bu coğrafya. Zamansız değildir artık, özgür değildir. Duru, saf anlık bir yapı bitmiştir.

Zamansız şehirler, kadınlarının zamansız kahkahalarının duyulduğu yerlerdir. Zamansız kadınlar, tüm zamanlara o sade ve duruluklarıyla hükmedecek gücü duruşlarında taşıyabilenlerdir. Zamansız toplum, özgür toplumdur. Zamansız kadın, özgür kadındır. Zamansız kadın bariyerleri ezer geçer, o özgürlüğünün içinde zamansız barikatları vardır.




Kaynakça:

BARDON Adrian. Zaman Felsefesinin Kısa Tarihi. Çeviren: Özgür Yalçın. 4. Basım İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul, Ekim 2019.

TUNALI İsmail. ESTETİK. 18. Basım. Remzi Kitabevi. İstanbul, Kasım 2018.

Paris'e Haussmann Planı'ndan Sonra Rogers Planı? E. Seda KAYIM / 13 Mart 2009. https://www.mimarizm.com/haberler/paris-e-haussmann-plani-ndan-sonra-rogers-plani_116365


45 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page