top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

YARISI BOŞ YA DA DOLU BARDAK


Görsel Kaynak:https://anetteinselberg.com

Felsefe yapış şeklim, hayata bakışım biraz aksi. Kendime aksi feylesof diyesim gelir, kötümser feylesof ya da insanların umutlarını yok edici feylesof. Pozitif felsefe modası döneminde her olumsuzluğun içinde bir umut çiçeğinin tomurcuğunun görüldüğü söylendiği bir dönem de, her şerde bir hayır saklıdır inancının baş tacı olduğu günümüzde bu aksi feylesof bozuntusu biraz çok oluyor. Ben konulara biraz farklı bakıyorum, gençliğimde de (aklım bir karış havadayken bile) böyleydim. Belki de araz bir durumum vardır.


Yarısına kadar dolu bir su bardağını karşıma alıp düşünmeye başlamıştım ki, -bu arada niye bardağı karşıma alıp düşündüğümü aşağıda anlatacağım- Linkedin bağlantılarımdan Yasin Güneş’in beni ve birkaç değerli insanı etiketleyerek paylaştığı şu hikâye aklıma geldi. Güneş paylaştığında beğenmiş bir şey yazmamıştım, farklı bir şeyler yazacaktım. Sonraya ertelemiştim, ayrık otu olmayayım diye.


Yasin Güneş’in paylaştığı hikâye;


Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale:

-Hayatını bağışlarım ama bir şartım var, der. ”Kadınlar hayatta en çok ne ister?” budur bilmek istediğim… Bu sorunun yanıtını getir, kurtar kelleni der.

General sorar soruşturur, bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kafdağı’ndaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir. Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:

-Kadınlar hayatta en çok ne ister?

Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil…

-Evlen benimle!.. O zaman öğrenirsin ancak istediğini…

Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit' e ve:

-Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!.

Harun Reşit, Generalin hayatını bağışlar, ancak General cadıya da evlenmek için söz vermiştir.

Neyse evlenirler. İlk gece General bir bakar ki, o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada.

Konuşur cadı:

- Benim kaderim böyle… Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim, der. Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım, yoksa sen gündüzleri dışarıdayken mi?

General düşünür ve:

- Sen bilirsin, kararı kendin ver, der.

İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır.

Peki, bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir?

1. Kadınlar, en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.

2. Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın, her zaman güzeldir.

3. İster güzel olsun, ister çirkin olsun, her kadın aslında bir cadıdır

Hayatınız seçtiğiniz kadındır.

Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz,

Bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz,

Zeki bir kadına rastlarsanız zekânız gelişir.

Hayat kat kattır. Babil' in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır…

Hayatınız seçtiğiniz kadındır

Kadın konu olunca biz kadınlar fikir üstadı oluruz da, üç beş ezberi tekrarlamaktan ileri gidemeyiz. “Erkeklerin kadını anlayabilmesi”, “kadınları tanıyabilmesi”, “kadınların ne istediği” konusu erkeklerin sohbetlerinin olmazsa olmazıdır. Kadın ayrı gezegenden gelmiş, dünya dışından bir canlı türüdür bizler için. Hâlbuki içinde büyüdüğümüz korunaklı mağaramızdır kadın, ilk sesini duyduğumuz, ilk göz göze gelip âşık olduğumuzdur kadın. Niye anlamadığımızı sanırız kadını? Kadını insan olarak görsek, her canlının belki çok istisnalar dışında iki cinsten meydana geldiğini kabul etsek anlarız. İnsanı anlamadığımız, kendimizi anlamaya çalışmadığımız için olabilir mi Kadını anlamamak? Biz erkekler ne isteriz sahi? Kadın ne ister sorunun cevabı insan ne ister de saklı olabilir mi?


Erkekler kurdukları dünyanın kâinatın bir başka köşesinde olduğuna inanmaktadır. Kadınlar ne ister? Sanki başka bir yerde yaşamaktadır kadınlar. Bakın hikâyenin özünden ne güzel çıkmış sonuç “özgür iradeleri ile karar vermek ve karar verdiklerini yapmak” yani erkekler denilen bizlerin istediğinin aynısı. Tuhaf değil mi? Özgür iradeyle karar vermek, her şeye hükmetmek biz erkeklere özgü değil miydi? Hani büyük büyük inançlar bu iradeyi kullanmayı erkeklere bahşetmemiş miydi? Şimdi bu kadınları anlamak imkânsız. Olur mu hiç erkek hegemonyasına sizi de ortak edeceğiz. Çok anlaşılmazsınız kadınlar. Felsefe de ya da filozoflar dünyasında durum sanki çok farklı, büyük feylesoflar Aristolar, Pisagorlar, Sokratlar hatta Nietzsche’ler falan hepsi kadın kelimesini duyunca buyurmuşlar; kadın anlaşılmaz, kadının ne istediğini erkek anlamaz. Yok, anlar efendiler, anlar da işine gelmez. İnsandır kadın, erkek neyse kadın da o’dur.


Aslında ben hikâyenin bu kısmına takılmadım, aksiliğim “Hayatınız seçtiğiniz kadındır” cümlesinde tetiklendi. Cümlenin tam ortasında beni çılgına çeviren kelimeyi görünce bardağın yarısını yine boş görmeye başladım; “seçtiğiniz”.


Ah! Biz erkekler. Şu kadın denilen şeyi anlayamıyoruz.” Âşık oluyoruz, seviyoruz, dövüyoruz, satıyoruz, öldürüyoruz ve seçiyoruz ama anlamıyoruz gibi yapıyoruz. O anlaşılmaz şey için, şiirler yazıp, şarkılar söylüyoruz, isyanlar ediyoruz da; unutmadan, dinlerdeki en katı kuralları bile onlar için koyuyoruz ama anlamıyoruz. Fakat biz seçiyoruz. Hegemonya aşkta da erkekte olacak ya, kadınımızı biz seçiyoruz. Öğretiler de öyle öğretiyoruz; kadınını iyi seç ki, mutlu olasın.


Seni seçtim, o kadar kadın arasından seni seçtim. “Ya benimsin ya toprağın” çünkü vücudunda “çük” diye fazla et parçası olan müthiş canlı, her şeye muktedir insan, “erkek” o apandis gibi fazla olan parçasıyla seçimini yapmış. Zannedersin ki o fazlalık parçanın beyin aktivitelerine bir faydası katkısı varda seçilenden daha yüksek düşünebiliyor. Hâlbuki seçtiği kadını bile binlerce yıldan beri anlamadığı söyleyen erkek, ömrünün çok büyük kısmını beyninden faydalanarak değil o küçücük et parçasının (toplu iğne kadar bile beyin faaliyeti olmayan) kontrolünde geçirmekte.


Güzeller içinde ben seni seçtim”, bir türkünün sözü her kültürde benzer ifadeler bulmaktadır. Bu toplumsal akıldaki “seçmek” demokratik bir seçim değildir. Bu seçimde karşılılık ilkesi de yoktur. Sen onu seçtiğin gibi o da seni seçememektedir. Çünkü seçilmiş olan köle pazarındaki köle gibi seçilmiştir. Yeni sahibi belirlemiştir onu. Ve bu yeni sahip köle onun istediği gibi davranmadığında söylediği cümle şudur; “Anlamıyorum seni, ben seni seçtim”.


Hayatınız seçtiğiniz kadındır”. Ne kadar kişisel gelişim klişesi gibi değil mi? Tercihleriniz sizsinizdir. Burada kadın tercihtir ve tercih yapamayan yalnızca seçene hayat yaşatmak görevi olan kadın. Tanrı bile yarattığı erkeğin canı sıkılmasın ona arkadaş olsun diye seçip yaratmıştı kadını. O günden sonra kadın seçilen, beğenilen, yakıştırılan ve kombin edilen oldu insanlık tarihinde. Habil ile Kabil’in kavgası bile “seçilen” kadın için olmuştu özünde. Ve ne Habil ne de Kabil, ne de bir şekilde bu kadınları onlara uygun gören (kombin eden) baba Âdem kadınlara sormadı, erkeklerle konuştu bu konuyu. O gün bugündür, şeytanla ortalık yaptığına inandığımız “ki hikâye de adı geçen kadın kendi iradesine sahip bireyi –sorgulayan, düşünen-, erkek ise biat edip uyan bireyi –sorgulama ve düşünmekten yoksun- sembolize etmektedir”.


Feylesof için yarısına kadar dolu bardak dolu mudur? Boş mudur? Şimdi böyle bir bardak karşınıza alıp, kendinizi bu aksi, çekilmez feylesofun yerine koyun düşünün bakalım; seçtiğini anlamaktan bile aciz olduğunu övülecek bir şeymiş gibi söyleyen erkek feylesof bu bardağı nasıl görsün.

Aksi feylesof haftaya yine bardağı karşısına alacak, kötümser görünse bile bu bakış akışı iyimser mi kötümser mi onu “plan mı? Pilav mı?” diye sorarak anlatmaya çalışacak.

“Hayat iyimser bakılabilecek kadar iyimser değildir.”
25 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page