top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

TEK BOYNUZLU, KANATLI AT



İnsanoğlu görmediği, hayal ettiği şeylere inanmaktadır. Teolojik inanç işte tam da budur. Hele bir de buna kutsiyetler yüklendiğinde, inanç ve sistem kurduğunda unicorn/pegasus sendromu yaşaması elzemdir. Bu sendrom aynı zamanda sosyo-psikolojik bir sorundur. Toplumların inanç sistemlerini oluşturması ve devam ettirmesi bu sendromun toplumsal akut bir hal almasının sonucudur. İnançların tanrıları ve kutsalları böyle oluşur.


İnsanlar görünmeyen ulaşılamayan tanrılar yaratırlar, bunu bir mantığa oturtmaya ve bu mantıkla ispatlamaya çalışırlar. Nasıl ki tek boynuzlu atı veya kanatlı atı hiç göremeyeceklerini bildikleri halde, görebileceklerini ümit eden insanlar gibi.


Göremeyeceklerini ve kendilerini gösterebilecek gücü olmayan bu zihinsel betimlemelere inanmaya, hatta bu görünmezlikleri ve görünememezlikleri de ilahi durumlarla açıklamaya, sebepler üretmeye devam ederler.


Bir tanrı olma ihtimali; bir tek boynuzlu at olması ihtimali ile aynıdır. İnsan zihninin oluşturduğu bu betimlemeler, insan doğasında olan şizofrenik ve sanrılı yapının bir hediyesidir.

İnsan ilk ilkel döneminden beri zayıflığını ve çaresizliğini fırsatçı yapısı sayesinde çözmüş. Bu arada zihinde şizofrenik ve sanrılı bir durum yaratmıştır. Bu zayıf yalnızlığında kendisinde olmasını istediği özellikleri bir varlığa veya varlıklara yüklemiş. Kimi zaman da kendi zihni ile olmayan bu varlıklarla temasta olduğuna inanmaya başlamıştır. Kendisini de tanrısallık konumuna yükseltmiş, antik inançlar dahil tüm inanç-mistik yapılarında tanrısallıkla akrabalık, yaratılma bağı kurulmuştur.

Kendi zihninde yarattığı ilahlara, bir süre sonra insanı yaratma özellikleri de bahşetmiş. Ve hayalinin içindeki bir figür olmaya başlamıştır.


Toplumsallaştıkça, tanrısallığa yüklediği özellikle güç sebebiyle, güçlü olanla tanrısallığı birleştirmiş, liderleri ile tanrıları birbiriyle temas ettirmiştir. Liderlerinin yanında tanrılarla olan işbirliğini sağlayacak din sınıfı ve o tanrının (aslında liderin) hedeflerine ulaştıracak asker sınıfı oluşmaya başlamıştır.

Yarattığımız tanrı çok güçlüdür. Fakat insan onun amaçları için savaşmak zorundadır. O kadar güçlü bir tanrı/tanrılar için acz içindeki insanın savaşmasına bu insan zihni birçok mantık oluşturmuştur.

Bu tanrı/tanrılar bu yaşam içinde bizi sınavlara tabi tutmakta, hesap sormaktadır. Ve bunları yine insanlar vasıtasıyla yapmakta, lakin kendisi ve kendileri bir türlü kendisini yarattığına gösterebilme gücüne sahip olamamaktadır. Bunu da şizofrenik akıl çok çeşitli bahanelere oturtabilmektedir. Tüm bu kâinata, göğe, farklı farklı yerlere konumlanabilmekte, kendisine kulluk yapanlarla arasına perdeler, engeller koymaktadır. Bunun izahı da onun kudreti, haşmeti olabilmektedir. Kendisi yaratırken temas da olmakta sakınca görmediğine (!) görünmemek için mazeret üstüne mazeret üretmekte ki bu mazeretleri inanma ihtiyacını yaratmış olan insan üretmektedir aslında. Buna rağmen ona bağlı olmayı, onu övmeyi, onu anmayı ve ondan istemeyi istemektedir.


Her şeyi onun yarattığına inanan zihin, inanmanın artık ihtiyaç haline geldiği gerçeği ile yüzleşmek istememektedir.


İnsan zihni kendi matrisi içine hapsolmuş ve kendi yarattığı sanrılı yapı ile kul-köle ilişkisi ilişkisine girmiş, ilahi koruyucu artık talep eden kendisi ile tatminsiz istekleri olan, insana yalnız kendisi için yaşaması gerektiği buyuran güce dönüşmüştür.


Tanrı/tanrılar için yapılan savaşlarda ölenler, o ilahi durum için ölmekle kutsanmaktadır. Aslında ölümle beraber asla görünmez olan boynuzlu at görünüp onu (tek boynuzlu atın özelliklerinden biri de odur) ölümsüz yapar ve kanatlı at o ölümsüzü tanrı-lar- katına çıkarır, artık ölüm yoktur onun için, ödüllendirilmiştir. Ama garip olan, savaşın iki tarafı da tanrı/tanrılar için savaşmaktadır. Durumun karmaşası bizim tarafın tanrısının asıl tanrı olduğu savunmasıyla savuşturulmaktadır. Pekiyi savaşın asıl galibi aslında kim olmaktadır? Soru ortadadır.


Kanatları olan bembeyaz bir at düşünen insan, hem karada, hem havada, hem de suyun üstünde süzülerek gidebilmektedir. Hayalinde bu at sayesinde çok güçlü, diğer her şeye karşı avantajlıdır. Ya da tek boynuzlu hassas, saf ama aynı zamanda mistik güçlerle donanmış bir at, boynuzunun değdiği her şey mükemmel olmakta, görüntüsü, tüyü, teri, gözyaşı bile ölümsüz yapabilmekte.


Tabi bunları görebilme olanağı yok. Onlarında kendilerini bize gösterebilmek gibi bir olanağı yok. Aynı tanrı/tanrılar gibi. Her şey zihinde.


31 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page