top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

SU/BAŞLANGIÇ VE VARIŞ 2



Su, arınma demektir. Su, eskiye dair olanları siler, kendi hafızasına alır ve yeni bir hale sokar o silineni. Su arınmanın ritüelidir. Vaftizde suya dalma, İsa Mesih’in toprağa konulmasıyla örtüşür. İsa, toprağın bağrında yeniden doğar. Su vaftiz ritüelinde sembolik olarak inanç kaynaklarında da hem yaratıcı hem de yok edicidir. Aslında bu sürekliliğin sonsuz sahibidir. Japonya’daki inançlarda, törenlerde su serpilmesi ile Müslümanların abdest alması,


Hıristiyanların vaftizi arınmayı gösterir. Tao inancı bu arınma aracını hem bilgeliğe hem de özgürlüğe sembol olarak vermiştir. Çünkü özgür ve bilge olabilmek için arınmış olmak gerekir. Ve Su özünde bilge ve özgürdür; ahenkli ve sükunetlidir.


Arındırıcılığının yanında dengeleyici, ayarlayıcı, şekil alıcıdır. Sakinlik ve sükutu içinde taşır. Hiçbir şeyle bağlantısı yoktur. Her şey ona bağlı iken o bağlantısızdır. Ölçülüdür. İçkiye katılarak onu bile ayarlar, dengeler ve ölçülendirir. Heraklitus’un dediği gibi “aynı ırmakta iki kere yıkanılmaz”. O her seferinde bizi yıkar, arındırır ama o su önceki su değildir ve sonraki su da olmayacaktır. Çünkü sana değen akıp gitmiştir, zaman gibi ve sonsuz akış, arındırma hep devam edecektir.


İnançlar sistemlerini, mitlerini su kaynaklarının etrafında oluşturur. Yer ve gök nasıl bir dikotomi ise su kendi başına da bir dikotomidir. Bu ikilik (dikotomi), kendisini tamamlayan bir iyiliğin sembolüdür. Yağmur suları saftır, deniz suları tuzludur. Sular nasıl güzelliğe, iyiliğe (hayıra) yataklık yapıyor iseler, kötülüğe, karmaşaya, canavarlara da ev sahipliği yaparlar. Denizin ve Okyanusun acı suyu, kalbin çektiği azabı, acıyı ifade eder. O acının derinlerinde asıl sebep ve çaresi vardır.


İslam geleneğinde su diğer inançlardaki gibi özel yer tutar. Her peygamber gibi su ile özdeşleştiği, hikayesinin su ile bütünleştiği bir kısmı vardır, Muhammed’in elçilik macerasının. Fuzuli İslam Peygamberini su ile betimleyerek Su kasidesini yazmış. Suyun karakterini, ruhunu Elçi ile eşleştirmiştir. İslam da su, ilahi işaretlerden biridir ve cennet bahçesi ırmaklar, havuzlar ve doyulmaz su kaynakları ile betimlenir.


Mevlana’da su, metafizik anlamlar içerir. Okyanus evrenin ilahi deryasıdır Rumi’nin gözünde. Okyanusla varlığı temellendirir. O ilahiliğin derinliği Okyanusun sonsuz derinliği ile simgeleşir ve Okyanus Bütün, Okyanusun suyu Bütünün İlahi Özü oluverir Mevlana’nın dergahında. Mevlana “Divan-ı Kebir” adlı eserinde “…yumurtaya benzer bir inci coştu, eridi, deniz doldu; deniz köpürdü, köpüğünden yer oldu, buğusundan gök” demektedir.


Döllenme aracı sudur. Allah’ın Ol! Dediği, Ülgen’in Tükür! Dediği. Zeus'un menisi. Döllenmeden oluşan canlının aracısıdır su. Toprağın kendisi ile, toprak altı, üstü ile suyun içindeki canlı her şeyin döllenme, yaşam kaynağı sudur. Su, bilinmeyenin, ruhun sınırları olmayan erklerinin, gizil tüm ezoterik motiflerin sembolüdür. Bu yüzdendir ki dünya yüzündeki tüm inançlarda, kültürlerde ve tüm insan idrakinin de su, cevherdir, hayatın kendisi, özüdür. Eski mitolojilerde, ezoterik metinlerde, mistik sembollerde onun ruhu döllenme kaynağıdır, onu da fiziki olarak ırmaklar, nehirler, göller ve denizler temsil ederler. Aynı zamanda insanın ve varlığın akışını, isteklerin ve duygulanmaların dalgalı seyir izlemesini o temsil etmektedir. Mitolojik ve epik kahramanların denizde ve karada dolaşmaları, onların hayatın tehlikelerine karşı açık olduklarını ve bu kadim anlatılarda derinlerde çıkan canavarlardan, derinlere yapılan karanlık yolculuklardan ve oradaki karanlıkla yüzleşmekten bahsederler. Bilinç altımızda derin sular böyle anlamlarda sembolize edilmektedir.


Sudan geldik, topraktan geldik hiç fark etmez tekil değiliz. Nasıl onlarca toprak çeşidi onlarca su çeşidi varsa (aslı özü tek ama, yapıları özellikleri farklı) birçok insan yapısı vardır.


“Dünyada hiçbir şey sudan daha yumuşak ve kaygan değildir,

Ama hiçbir şey sert ve katı olana üstün gelmekte onu geçemez.

Su, katı kayalara üstün gelir,

Bunu dünya da bilmeyen yoktur,

Ama uygulayabilen de yoktur.” (Tao Te Ching, Laozi)


Ruh, tende midir? Demde mi? Demdedir. Ten yalnızca kaptır, kılıftır. Ten cesettir, dem nefestir. Ten sürelidir, dem süresiz. Ten toprağa, dem bütüne/rahmete kavuşur. Kişinin kendini bulması tende midir? Demde mi?  Demdedir.


İnsanın büyük çoğunluğu sudur, gerisi tenidir. Yani çömlekle su gibi, çömlek ne kadar olursa olsun aslolan sudur. Kişi susadığında çömleği değil suyu arar.


Çömlek araçtır, su amaçtır. Amaca ulaşmak kişinin kendine ulaşmasıdır. Su öyle bir yolculuk ustasıdır ki, bir yanda yukarı aşağı devinir, bir yandan yokluktan çokluğa doğru, ya da çokluktan yokluğa.


“O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?” (Enbiya Suresi 30)


Hayatı olan her şey, Kuran-ı Kerim böyle belirtiyor ayetinde, her diri şeyi, her canlı şeyi, her nefesi, ondan yarattık veya o yarattı. Ondan çıktı.


“O, öyle bir Allah dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara "öldükten sonra tekrar dirileceksiniz" dersen, o kâfirler de kesinlikle sana: " Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir." diyecekler.” (Hûd Suresi 7)


Her canlının yaratıldığı yer, yine Kuran da Yaratıcının makamını kurduğu yer. Yani Kuran Yaratıcısının başlangıçsız ve sonsuzluğunu beraberce yaşadığı makam. Aslında tüm mitoloji, kozmogonolojide ve inanç ile felsefelerde her şeyin sudan yaratıldığı ama suyun neden yaratıldığı bildirilmemiştir. Tıpkı ruh gibi. İkisi de Tanrısallığa atfedilmiş, ondan olduğu bildirilmiş, anlatılmıştır. Birbirlerine katıştırılmış, aslından matruşkalar gibi gibi biribirlerinin içinde saklı oldukları belirtilmiştir. Ruh özünde sudur, suda özdeninde ruhu taşır.


Yaratıcılıkta suyun bütün özünde saklıdır. Kuranî inanışa göre su Allah’ın Cemal ve Celal sıfatlarını temsil eder, O’nun sonsuz güzelliğinin ve sonsuz kudretinin simgesidir. Ayrıca Hayy (diri) ismine işaret eder. Allahın sıfatlarını en güzel isimler olarak toplayan ve esma-ül hüsna diyen İslam düşüncesinde El-Hayy Allah’ın sıfatlarından biridir ve “Hayat sahibi.”


“Ezelî hayata sahip olan.” Anlamlarına gelmektedir. Enbiya Suresinde her diri şey, hayata sahip olan, canlı olan sudan yaratıldı ayeti ve Hûd suresindeki arşını suya kurdu ayeti de beraber yorumlandığında suyun durumu ve konumu apaçık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. İslam’da tarikat ehlinden olanlar ‘evvelimiz bir damla murdar su, sonumuz bedene leş, ruha ummandır’ demişlerdir. Tasavvufun büyük düşünürlerinden Mevlana Celalleddin-i Rumi Mesnevi de şöyle der: “Mana ve suret diyelim ki, su ile ağaca benzer. Su ve ağaç hakikatte birbirinden ayrı şeylerdir, aralarında bir benzerlik de yoktur. Fakat ne susuz ağaç olur, ne de su bir ağaca hulül etmedikçe meyve haline gelir.


Demek ki ağaç suretse su da manadır. Mana hangi ağaca nüfuz ve hulül ederse o ağaçta yeşermeler görülür ve meyveler belirir. Suyun ağaçta zuhuru meyve olduğu gibi, mananın bir vücutta zuhuru da hayat olur, ilim irfan olur ve kişi büyük hakikate bu irfan yoluyla varır.” Hakikat insanın kendini bulması ve bilmesi ise, suyu bilecek, su bilmek için nüfuz edeceği yola girecek, peşinden hakikat meyvesini yiyecek, bu yolda çoğu zaman manayı, hakikati bulduk diye o yol boyunca çeşit çeşit meyveler yenir. Kimi acıdır, kimi ekşi, kimi gerçeküstü tatlı bile olur. Hakikat meyvesi kendimiz tadındadır, ve damağımız o meyveyi yediğinde tadını hemen tanır.


Kâh bir olur umman olur, kâh tek olur kâtre olur. Kimi ummanda bulur kendini, kimi de kâtre de. Amma ummana ulaşmak içinde yola girmek gerekir, kâtre olup yağmak içinde yola girmek gerekir. İnsan yukarıya çıkmaya sevinir arş olur, bulut olur, muazzamlık olur. Aşağıya düşmeyi sevmez ama, bütünken muazzamlık olan bir damlacık kaldığında aşağıya düştüğünde hayat olur, rahmet olur ama kimisine de ders olur felaket olur. Bütün hesap görendir, kendiliğindenlik adına. Teklik, damlacıklık bütüne giden olaya girmek. Çöl cesettir; orman, tarla, bağ, bahçe neşettir. Birine birine kâtre düşmez, birine kâtre koşar. Düşen mi cesete can verir, yoksa düştüğü yer mi düşene can verir? Düşen verir, düşen seyyahtır. Kendini ararken, can verir, gösterir. İlk insan hikayesini hatırlayalım Ademinkinden başlayalım, cennetten düşer Adem Havva ile birer damla olarak. Yani can verir, hayat başlar. Düşen hem can verendir kabının içinde hem de sonlanandır kabının içinde, Su bir kaba konduğunda ömrü başlar, kaptan çıkıp yeni kapta yeni ömrü başlar. Su nehirden hep akar o kabın orasında ömrü başlar, orasında biter. Aktığı yerden ummana varana kadar başlar, biter. Ta ki bütüne varana kadar. Orada bütünle bütünleşir sonsuz olur, sonra yine ya buhar olur, ya bir dalgada bir damla, ya yudum yudum içilen bir su. Sonsuzluk bütünlüğün rahmidir, bütün sürekli doğar. Hep kendiliğindenlik için yola çıkar. Önce kendini bulmaya çalışır o sıra da kendiliğinden her şey oluverir. Kendini aramayanda o toprak kabın için olacağı değiştirmeye, kendiliğinden olacağı durdurmaya çalışır. Olan olur, kırılan bozulan ten olur. O tendeki öz hiç olur, ten ceset olduğunda özünün hafızasındaki istikamete doğru yola çıkar, ta ki kendini bulabilecek yeni bir kap bulana kadar. Özünü bulan o suda kendini bulan o saf sudur. İnsan tüm inanışlarda ilk yaratılışı suyun yanında başlatmıştır. İlk dünyada yaşam alanlarının kaynağı da sudur.


İlk yaratılışla ilgili olarak bir mitolojik kaynakta hikayeler vardır fakat istisnasız tamamı dünya hep su idi diyerek başlar. Altay yaratılış destanında (Türk mitolojisi);


“Dünya bir deniz idi, ne gök vardı, ne bir yer,

Uçsu, bucaksız, sonsuz, sular içreydi her yer!

Tanrı Ülgen uçuyor, yoktu bir yer konacak,

Kutsal bir ilhan ile, nasılsa gönlü doldu,

Kayıptan gelen bu ün, ona bir çare buldu.

Göklerden gelen bir ses, Ülgen’e buyruk verdi:

-           Tut önündeki şeyi, hemen yakala ! dedi.

Ülgen bu emre uydu, uzattı ellerini,

İçinden tekrarladı, Semânın sözlerini.

Denizden çıkan bir taş, fırladı çıktı yüze,

Hemence taşı tuttu, bindi taşın üstüne!

Artık Ülgen memnundu, rahatı bulmuş idi,

Üzerinde duracak bir yeri olmuş idi..”


Gene İbrahimi Ortadoğu dinlerinin başlangıcı kabul edilen inanç sisteminin temel kaynağı olan Kitab-ı Mukaddesin  Genesis -Yaratılış- bölümünde şöyle anlatılmaktadır;


“Dünyanın Yaratılışı

1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.

2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.

3 Tanrı, "Işık olsun" diye buyurdu ve ışık oldu.

4 Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.

5 Işığa "Gündüz", karanlığa "Gece" adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.

6 Tanrı, "Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın" diye buyurdu.

7 Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.

8 Tanrı kubbeye "Gök" adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.

9 Tanrı, "Göğün altındaki sular bir yere toplansın ve kuru toprak görünsün" diye buyurdu ve öyle oldu.

10 Kuru alana "Kara", toplanan sulara "Deniz" adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.

11 Tanrı, "Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar ve türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin" diye buyurdu ve öyle oldu.

12 Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar ve tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.

13 Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.

14-15 Tanrı şöyle buyurdu: "Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin." Ve öyle oldu.

16 Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.

17-18 Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.

19 Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu.

20 Tanrı, "Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun" diye buyurdu.

21 Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan bütün canlıları ve uçan varlıkları türlerine göre yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.

22 Tanrı, "Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın" diyerek onları kutsadı.

23 Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu.

24 Tanrı, "Yeryüzü türlü türlü canlı yaratıklar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler türetsin" diye buyurdu. Ve öyle oldu.

25 Tanrı türlü türlü yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.

26 Tanrı, "İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım" dedi, "Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun."

27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.

28 Onları kutsadı ve, "Verimli olun, çoğalın" dedi, "Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun.

29 İşte yeryüzünde tohum veren her otu ve tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak.

30 Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere - soluk alıp veren bütün hayvanlara - yiyecek olarak yeşil otları veriyorum." Ve öyle oldu.

31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.”


İbrahim’i dinlerin sonuncusu İslâm’ın kaynağı Kuran- Kerim de,


“O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun onlara: ‘Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz’ dersen, inkâr edenler mutlaka : Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir’ derler.” (Hud Suresi 7. Ayet)


Kendini ararken, can verir, gösterir kendi olmanın ne olduğunu, kırk yılda bir damla düşer çöle, o damla bilir artık oranın ceset olduğunu bu işin kendiliğinden olduğunu, kendin oldu onu buldu mu bilirsin artık kendiliğinden halini bakmadan, görmeyi, gitmeden varmayı, susuzluğa su olmaya sessizlikte sessizlikle konuşmayı sessizce. Cesede der ki “Sen tende arayanların yurdusun, ben demde arayanların kulu. Bir merhabaya geldim sana, bir laflamaya, eğer dermanın varsa. Yoksa burada misafirliğim andır, seyahatim devam eder, meraklanma, ya yukarı ya aşağı ya da buralarda dem arayan suya kanmamışlara can olmaya kana kana an olmaya, yola seyyah olmaya.”

35 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

DÖRT ELEMENT

Comments


bottom of page