top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

BİRA, ANADOLU’NUN SUYU

Güncelleme tarihi: 11 Mar 2023



İstanbul da benim gibi doğmuş büyümüşler çocukluklarından beri şu cümleyi büyüklerden çok duyarlardı; “Nerede eski İstanbul, eskiden Bomonti’ye bira içmeye giderdik, Arjantin bardaklarla gelirdi. O zaman ki biranın tadı yok. İstanbul’un tadı yok”. Babam rakı içerdi, her akşam ince belli çay bardağı ile beraber bizimle sofraya oturur, öyle yemek meze ayrımı yapmadan içerdi. Bir iki defa bira içerken gördüm. Eskilerde şimdikiler gibi rakıdan sonra cila gibi şeyler yoktu. Karıştırmazlardı, içkiyi çorbaya çevirmezlerdi.


Rakıcılar, biracılar ve şarapçılar vardı. Sonra 70’lerin ortalarından sonra votkacılar türedi ama onlar azınlıktaydı. Bir de Alamancılar geldi mi, bir parça çikolata ya da fındıkla viski keyfi yapılırdı. Tadını pek sevmemişler gibi gelir bana hâlâ, içerken yüzlerini buruştururlardı ondan olsa gerek. Onu da yarım su bardağının altında ayda yılda bir içerlerdi. Kalan viskiyi matah bir şeymiş gibi onu da biz gençler kaçamak içerdik. Kimimiz içtiğimiz anlaşılmasın diye açık çay bile ekleyip, aklımızca foyamız ortaya çıkmayacak sanırdık.


Bende rakıcıyım ama bir iki biracı arkadaşım var. Onlarla beraberken iyi bira içicisiyimdir. Hele ki dostum Ali var, yıllardır yapmıyoruz ama bir araya gelsek eski günlerdeki gibi bira keyfi ve sohbetini kaldığımız yerden devam ettiririz.


Her içki içmesini bilenle, ağzıyla içebilenle çok keyifli olur. Bira özeldir. Rakıcılar (bende sizin taraftayım) büyük büyük vecizeler dizerler rakı için, diğerlerini küçümserler. Hele ki Şarap üstatları ve Viski uzmanları kendi tiryakiliklerini yaza yaza bitiremez. Biracılar rakıcılar gibi değildir. Bir sürü sofra ve içme adabı sıralamazlar. Şarap severler gibi üzümün bağından, toprağın yapısından başlayarak bir sürü müthiş bilgiler ve kaideler sıralamazlar. Hele viskiciler gibi sürekli Türk filmlerindeki Robdöşambrla fabrikatör pozlarında ağızlarında puro ellerinde viski kadehi klark çekmezler.


Bira Anadolu gibidir. Bira Ortadoğu gibidir. Kuralsız, kaidesizdir. Anadolu toprağı gibidir, her şey gelir geçer; bir Anadolu kalır arpasıyla, bir Anadolu kalır şerbetçiotuyla, bir Anadolu kalır su diye Fırat’ıyla Dicle’siyle. Birleşirler Anadolu insanıyla mayalanır olur Anadolu’nun kadim içeceği Bira.



İnsanlığın ilk içkisi Şarap mı? Bira mı? Diye sorulacak olursa, cevabım Bira olacaktır. Biranın tarihi arpanın tarihidir. Arpanın tarihinden ilk evvela bahsedeceğiz, Arpa Anadolu’dur, Mezopotamya’dır ve Biranın tarihidir. Bunun yanında Şerbetçiotu ya da Bira otundan bahsedeceğiz. Bir keyif bitkisi olan Şerbetçi otu, biranın hikâyesini göreceğiz ki bir şekilde yeniden tatlandıracak.



Bugünden tam 18000 yıl öncesine, belki göbekli tepe belki de Mezopotamya’nın bereketli topraklarına zamanda yolculuğa başlayıp, arpanın serüvenini görmeye gidelim.


Bugün yabani arpaHordeum vulgare L. ssp. spontaneum (K. Koch.) Thell.” olarak da bilinen ve ilk defa Türkiye’de keşfedilmiş olan bir alt türdür. Bu alt türü, insanlar en az 18.000–19.000 yıldan beri, önemli bir besin kaynağı olarak kullanmaktadırlar. Bu besin kaynağı yine araştırmalar göstermiştir ki 10.500-12.000 yıl önce bugünkü İsrail, Ürdün, Lübnan, batı Suriye, batı İran, Irak ile güneydoğu Türkiye’yi kapsayan ve Bereketli Hilal olarak isimlendirilen bölgede kültüre alınmıştır. İnsanlık, medeniyet, kültür ve dinler de bu coğrafyadan aynı zamanlarda (Göbeklitepe insanlık tarihini tam 18.000 yıl geriye götürmüştür) ilk olarak yabani olarak sonra kültüre alınarak bu Bereketli Hilalde yetişmiştir. Yani Arpanın, Biranın ve Tanrıların doğduğu topraklar aynıdır.


Burada bir virgül koyalım, bira neden insanlığın ilk içkisi net olarak anlaşılıyor ama yine de kısa bir şekilde açıklayalım. Bal Şarabı ya da Bal Birası mı (benim önerim Bal İçkisi denmesi) insanlığın ilk içkisidir yoksa Arpa Maltı Bira mı? Sorusuna net cevap, İnsanlığın kendi yeteneği ile yapmış olduğu ilk içki Biradır. Bal İçkisi büyük olasılıkla doğanın insanlığa hediyesidir. Bira her şeyi ile insan tasarımıdır.

İnsanlık bu 18.000 yıllık arpa ile yolculuğunun sonucunda bugün kullandığımız arpayı “Hordeum vulgare ssp. vulgare L.” elde etmişlerdir.


Eski Asurca metinlere göre, Anadolu’da ekim yapılan türlerin başında se’um “arpa” ve arsatum “buğday” gelmektedir. Orta Anadolu’nun iklimi, bilhassa tahıl yetiştiriciliğine elverişli olduğu için ağırlıklı olarak hububat yetiştirilmiş ve tahıldan pek çok besin maddesi üretilmiştir. Tahıl, birtakım işlemlerden geçirildikten, ekmek bulgur gibi temel gıdalar ve bira gibi (Sümer tabletleri göstermiştir ki Bira da temel gıda sayılıyordu) içecekler elde edilmiştir.


Kültepe kazılarında bulunan Asur Ticaret Kolonileri Devrinden kalma arkeobotanik örneklerin on bir tanesi “yaygın/sert buğday”, 9 tanesi “kabuklu arpa” ve 8 tanesi “kavuz cinsi buğday”a ait olduğu anlaşılmıştır.


Eski Asurca metinlere göre, Anadolu insanı için en temel besin maddeleri olan arpa ve buğdayın ticari ürün olarak da kullanıldığı anlaşılmaktadır.



Gelelim bugün bizim Bira dediğimiz mayalanmış Arpa suyuna. Biranın tarihsel yolculuğuna devam etmeden önce Bira kelimesinin bugün bizim kullandığımız kelimenin etimolojisine bakalım, peşinden tarih yolculuğu sırasında Anadolu’daki atalarımız o arpa suyuna ne isim vermişler göreceğiz.

İtalyanca bira “mayalanmış arpa içkisi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince yazılı örneği bulunmayan *bībra biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Latince bīber “her çeşit içki” sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük Latince bībere “içmek” fiilinin fiilden türetilmiş ismidir. Antik Yunan, Latin uygarlıklarında her içkinin anası kabul edildiğinden olsa gerek, o dönemlerde her çeşit içkiye bira demişlerdir. Yani diğer içkiler bu basit görünüşlü asil içecek karşısında kendilerine çekidüzen vermek zorunda gibidir. Çünkü bugünkü varoluşlarını büyük ihtimalle Biraya borçlu gibi görünmektedir.

Anadolu’da tahıldan özellikle arpadan elde edilen diğer bir besin maddesi de biradır. Bira, Anadolu kaynaklarından çok daha öncesinde Mezopotamya belgelerinde kayıtlıdır. Bu belgelere göre, bira ilk olarak Mezopotamya’da üretilmiştir.



Birayı anlatmak için Sümer diyarlarına gideceğiz, orada Tanrıça Ninkasi’nin tapınağına bir kase bira sunacağız. Birayı anlatmak için Mezopotamya kadınını takip etmek zorundayız. Tanrıça Ninkasi, eski Mezopotamya’da bira yapımında ve içeceklerin hazırlanmasında kadınların rolünü simgelemektedir ve bira tüketiminin toplumsal ve uygar erdemler için ne kadar önemli olduğunu ima etmektedir. Gılgamış destanında bu yazdığımızı destekleyen mısralar vardır;


[Enkidu’yu anlatırken]

Doğduğu yerde o yiğit

İlkyaz otlarını yerdi hep,

Hayvanların sütüydü

Emmeye alıştığı.

Önüne ekmek koydular,

Sıkıntıyla baktı, inceledi:

Enkidu bilmiyordu ekmek yemeyi,

Anlamıyordu bira içmekten.

Yosma ağız açtı, Enkidu’ya dedi ki:

“Ekmek ye Enkidu, yaşamın gereğidir bu,

Bira iç, halkın göreneğidir bu.”

Enkidu ekmek yedi doyuncaya dek,

Yedi çanak bira içti,

İçi açıldı, bağırdı keyfinden,

Gönlü sevinçle doldu, ışıdı yüz çizgileri;”


Bu hikâye parçasından anlıyoruz ki, bira uygarlığın; bira içme de uygar bir kişinin kalitesi olarak görülmektedir.


Sümer, Asur ve Hitit tabletlerinde Bira ve ekmek yapımı kadınların sorumluluğundadır. İlk meslek loncasını kuran Mezopotamya kadınlarıdır. İlk standartlar ekmek ve bira için çıkarılmıştır. Tabletlerde bira konusunda nerdeyse tamamında kadınların adı geçmektedir. Ve Sümer, Asur ve Hitit kanunlarında Bira ve ekmek ile ilgili maddeler de muhatap hep kadınlardır. Yalnız Mezopotamya da değil, Anadolu’da da durum öyledir; Kültepe metinlerine göre, bildiğimiz kadarıyla bira ekmeği (mayası) ve bira üretimi uğraşan kişiler hep Asurlu bayanlardır. Anadolu’daki tabletlerde ismi geçen iki Asurlu kadın belki de bira üreten kadınların Loncasının başları olabilir; Taris-matum ve Akadia.


Sümer de kadınlar bira üretimi ve satışıyla ilgilenirken kutsal tapınakların rahibelerinin birahaneler uzak kalması dini ve yasal bir zorunluluktu. Burada en yüksek mertebedeki rahibe sınıfı olan entum ve ondan daha aşağıda olan naditum rahibelerine hem meyhane işletmek hem de orada bulunmak yasaklanmıştır. Kanunun ilgili hükmü şöyledir: “Eğer manastırda oturmayan bir naditum, bir entum, bir bira evi (meyhane) açar veya bira (içmek) için bir bira evine girerse, o kadını yakacaklardır”.


Yapılan tarihi araştırmalar Mezopotamya’nın dünyanın ilk tarım memleketlerinden biri olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle burada arpa ve buğday gibi kolay ekim-hasadı yapılan, aynı zamanda saklanması (depolanması) basit olan, protein bakımından zengin muhtelif bitkilerin yetişmesi beslenme kaynaklarının oluşmasını sağladığı gibi, tarım faaliyeti ve besin temin etme çabası bazı meslek gruplarını da beraberinde getirmiştir. Söz konusu mesleklerden bir tanesini de kadınlar tarafından icra edilen arpadan bira üretimi ve pazarlanması işidir. Dolayısıyla hukuk metinlerinde de “bira satıcısı kadınlar” yani meyhane işleten kadınlar ile ilgili hükümlere yer verilmiştir. Burada biracı kadınların ölçü ve tartıda hile yapmaları ve mal takasını usulünce yapmamaları durumunda en büyük cezalardan birisi olan “Su Ordali” nehre atılmaya maruz kaldıkları anlaşılmaktadır. Hammurabi kanunlarının 108. maddesi bununla ilgilidir. “Eğer bir kadın bira satıcısı (meyhaneci) biranın fiyatı karşılığı arpa kabul etmezse büyük ağırlık (ağırlık ölçüsü) ile gümüş kabul ederse ve bira karşılığı alacağı arpayı gümüş karşılığından çıkarırsa, o bira satıcısı kadını itham edecekler, suya atacaklar”. Hemen ardından gelen 109. maddede ise biracı kadının kanun kaçaklarına ev sahipliği yapması durumunda alacağı cezaya değinilmektedir. Burada “Eğer bira satıcısı (meyhaneci) kadının evinde haydutlar toplanırsa, o haydutları yakalamaz ve (kadın onları) saraya yollamazsa o bira satıcısı kadın öldürülecektir” denilmektedir. Görüldüğü üzere, meyhaneci kadın kanun kaçaklarıyla ilgili sarayı bilgilendirmek zorundadır. Aksi takdirde yapılan bir baskın esnasında kadının evinde (meyhanede) kaçakların yakalanması durumunda kadın işbirlikçi olarak kabul edilmekte ve cezalandırılmaktadır.


Büyük çoğunluğu kadınlar tarafından işletilen birahanelerin Sümerce ismi Bit Sikari’dir.



Biranın tarifi yine Biranın tanrıçası, Biracıların koruyucu ilahesi Ninkasi’yi onurlandırmak için yazılmış tam 4000 yaşındaki Ninkasi ilahisinde anlatılmaktadır.


Bir kavanozda malt ıslatan kişisin,

Dalgalar yükselir, dalgalar düşer.

Ninkasi, bir kavanozda malt ıslatan kişisin,

Dalgalar yükselir, dalgalar düşer.

Toplayıcı teknesindeki filtre edilmiş birayı döktüğünüzde,

Dicle ve Fırat’ın onuru.

Ninkasi, toplayıcı teknesinden süzülmüş birayı görmek isteyen sensin

Dicle ve Fırat’ın onuru.

(İlahi Miguel Civil tarafından çözümlenmiştir. 1964. “A hymn to the beer goddess and a drinking song.” In Studies presented to A. Leo Oppenheim. pp. 67–89. Chicago: Oriental Institute.)


Yunan bereket tanrıçası Demeter de Tanrıça Ninkasi gibi reçeteyi ölümlülere bir şekilde vermemiş mi? Demeter Yeraltı Tanrısının kızını kaçırmasından sonra onu ararken bir ölümlünün evine misafir olduğunda evin iyi yürekli kızlarına bir tanrıçaya yakışacak biranın tarif reçetesini vermektedir. Hem de ilginç bir bira tarifidir bu kısa ve ilginç. Kendisine tanrılara layık bal şarabı sunulmuşken, o tanrıların katından gelme bu tarifi insanlara hediye etmiştir;


[Demeter’e]

Sundu ona Metaneira bir kadeh dolusu bal-tadında şarap,

O(Demeter) ise geri çevirdi, söyledi ilahi-yasaya uygun olmadığını

Kendisinin kızıl şarabı içmesinin, onlardan buyurdu

Arpayla suyu karıştırıp körpe nane ekleyerek vermelerini.

O da (Metaneira) emrettiği gibi hazırlayıp verdi içeceği tanrıçaya.


Kadın her içkinin ilahesidir. Şarap denilince insanların aklına büyük kovaların içindeki üzümleri ezen güzel kadınlar gelir, votka denilince Rus steplerinin kadını, ilginçtir Rakı denilince akla Rum kadınları gelmektedir. Kibele’nin göğüslerinden Fırat ve Dicle’nin süt misali köpüren suyu ile ile bira akmaktadır.

Mezopotamya’da yapılan kazılarda bulunan arkeolojik malzemeler, günlük hayatta besin maddesi olarak kullanılan biranın, bayramlarda ve dini törenlerde de bol miktarda tüketildiğini ve Sümer ülkesinde neredeyse su kadar çok tüketilen ve aynı zaman da kutsal sayılan bir içecektir. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında birçok bira çeşidinin olduğunu yine buluntular göstermiştir.



Bira adı, Sümerce KAS ya da sikarum kelimeleri ile ifade bulmuştur. Bulunan tüm tabletlerde bira, genellikle masraf listelerinde ve Asurlu tüccarlar arasındaki yazışmalarda arpa se’um, buğday arsatum, bira ekmeği (mayası) bappirum, çimlendirilmiş arpa buqlum ve bira kâsesi kiraam ile birlikte anılmıştır.

Kadim Mezopotamya ve Anadolu da birçok bira çeşidi üretildiği bilinmektedir. Günümüze kadar ulaşan üç bira çeşidinin o dönemde verildikleri adlar günümüze kadar net olarak ulaşmıştır. Mezopotamya’da farklı lezzetlerde biralar üretilmiştir. Özellikle kadınlar için buğday birası üretilmektedir.


marnuatum birası : arpadan yapılan bir tür bira.

mazitum birası : ucuz bira. Bu biranın üretiminin kaynatılarak yapıldığı tabletlerde kayıtlıdır. Koyu malt birası

tabalatum birası : iyi kalitede bir bira. Bu biranın üretiminde temel malzemenin buğday olduğu yine tabletlerde yazılıdır. İlginç olan buğdayla beraber ununda bu bira üretilmesinde kullanılmasıdır. Kadınlar için özel bir bira. Özellikle kadınlar tarafından tapınaklara, tanrıçalarına bu bira sunulurdu.


Bira Sümerlerde çözülmüş olan tabletlere göre şöyle üretilmektedir:

Malt, su ve bira ekmeğinden hazırlanan karışım, kapalı bir kapta mayalanmaya bırakılıyordu. Son olarak bu karışıma tatlandırıcı maddeler ilave ediliyordu. Bu maddeler, içerdikleri şekerle, mayalanma sürecini hızlandırıyordu. İşlem sonunda, teknenin tabanındaki deliklerden alttaki kaba damlayan sıvı, bir tür mayalanmış arpa suyu olmalıydı. “Ka” adını verdikleri bu sıvı lezzetli, tatlı görüntü olarak bulanıktı. Üst düzeyde mayalanmadan kaynaklanan artıklar dolaşıyordu. Uzun bitki saplarını, bu kalıntıları da birlikte içmemek için kullanıyor olmalıydılar.

Bira Ekmeği: Çimlendirilmeden öğütülmüş tahıl ve kokulu bitkilerden yoğrulan hamurdan pişiriliyordu. Bu hamur somun ya da pide gibi şekillendiriliyordu.

Malt: Islatılan arpalar çimlendiriliyordu (malt yapılıyordu). Bu yeşil malt kurutuluyor, kökçükleri ayıklanıyor, havan ve tokmak kullanarak ya da değirmen taşıyla öğütülüyor, su ve bira ekmeğiyle homojen bir hamur haline getiriliyordu.


Arpa, bira yapımını anlatırken şerbetçiotundan bahsetmek gerekmektedir. Tabi şerbetçiotunun bira ile birlikteliği çok sonraki zamanlara rastlamaktadır. Şerbetçiotundan önce Mısır, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında marsıvan otu kullanılmaktadır. Şerbetçiotu bira evliliğinin tarihi M.S. 9. Yüzyıldır. Bu mutlu evlilik hâlâ devam etmektedir.



Biraz marsıvan otunu anlatmak gerekmektedir. Marsıvan sözcüğü, Kamus-ı Türki’ye göre Merzifon sözcüğüyle beraber, “sınır görevlisi” (bekçi) anlamına gelmektedir. O yüzden Ortaçağ Hıristiyanları İncil okurken kaldıkları yerlere kitap ayracı olarak kuru marsıvan otu koyarlarmış. O yüzden bir adı da İncil yaprağıdır. Farsça merz-bân sözcüğünden gelmektedir (merz-bân: sınır koruyan).


Marsıvan otu “Tanacetum balsamita L. = Chrysanthemum balsamita (L.) Baill. = Balsamita majör Desf.”, papatyagiller (Asteraceae) familyasındandır.


Bilimsel adının hikâyesi: Tanacetum, Yunancada “uzun, uzun yaşam” anlamına gelen tanaos ya da “ölümsüzlük” demek olan athanasia (kısaltılmışı thansa) sözcüklerinden gelir ki bitkinin çiçeklerinin solduktan sonra uzun dalında kalmasına bir göndermedir. Chrysanthemum ise, Yunancada “altın” demek olan chrysos ile “çiçek” demek olan anthemon sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Balsamita da, Yunanca “kokulu reçine, balsam” demek olan balsamon sözcüğünden gelmektedir. Major ise “büyük” demektir.


Diğer İsimleri: Marsıma, Marsımana, Marsuvanotu, Merseme, Yabani Kasımpatı, balzam otu, İncil yaprağı, nane sardunya (acaba Demeter ’in hikâyesini anlatırken bahsedilen nane bu nane mi?)



Gen merkezi Avrupa, Anadolu ve Batı Asya’dır. Marsıvanotunun naneye benzer, ama ondan daha acı lezzeti yaprakları vardır. Bugün İngiltere de hâlâ bira ve likörlere koku verici olarak eklenmektedir. ABD’de bazı bira üreticileri şerbetçiotu yerine Marsıvan otunu kullanmaya devam etmektedir.

Biranın kısa süren bu evliliğine veda ederek, Şerbetçiotuna gelelim. Şerbetçiotu “Humulus lupulus L.” Biranın çorbada ki tuzu gibidir. Biranın, başta acımsılığı olmak üzere, kendine özgü lezzetini, kokusunu veren büyük oranda şerbetçiotudur. Aynı zaman da biranın mikrobik madde taşımamasını sağlayan da şerbetçiotudur.



Şerbetçiotu “Humulus lupulus L.”, Keneirgiller (Cannabaceae) familyasındandır.

Bilimsel adının hikâyesi: Humulus’un “yer, zemin, toprak” ya da “humuslu toprak” anlamına gelen humus’un; lupulus’un da “kurt” demek olan lupus’un küçültülmüşü olduğu; birlikte “toprak kurtçuğu” anlamına geldiği; bunun, bitkinin hızlı büyümesi, işgal edici çoğalışı, altında kalan bitkilerin gelişmesine imkân vermemesiyle ilişkili olduğu görüşü vardır. Hatta Romalılarda, şerbetçiotunun dokunduğu bitkilerin özsuyunu emdiği kabulü söz konusudur.


Şerbetçiotunun gen merkezi Avrupa, Anadolu ve Batı Asya’dır.



Eski Mısır daha sonra Roma ve Eski Yunan’da kullanılan şerbetçiotu ilk defa Hudegardis ve Alberthus Magmus tarafından 9.yüzyılda tarif edilmiştir. Daha sonra da 14. yüzyılda Konard Von Megenberg şerbetçiotuna Humulus dendiğini ve içki yapılacak şıraların içine çiçekleri ilave edildiğinde, içkiyi küflenmekten ve bozulmaktan koruduğunu belirtmiştir. Slavların eski devirlerden beri Borga denilen bir içkinin yapımında şerbetçiotunu kullandıkları bilinmekle beraber, batıda o zamanlar bira üretimi şerbetçiotu kullanılmadan yapılmaktaydı.


Bohemya’da (Çekoslovakya) XIV. yüzyılda Bohemya kralı IV. Charles şerbetçiotu fidelerinin dış ülkelere ihracını ölüm cezası tehdidi ile yasaklamıştır. Bohemya’da geçim sıkıntısına düşen köylülerin göçü ile şerbetçiotu fideleri Polonya, Ukrayna, Yugoslavya, ABD ve diğer ülkelere gizlice götürülerek göçmenlerce ziraatı geliştirilmiştir.


Şerbetçiotu ziraatı 16.yüzyılda başta İngiltere olmak üzere bütün Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Şerbetçiotu çiçekleri Macaristan, Avusturya, İsviçre ve Çekoslovakya gibi ülkelerde hamur kabartmalarında kullanılmıştır. 16.yüzyıldan beri Avrupa’da şerbetçiotunun verdiği genç sürgünler sebze olarak kullanılmakta olup, Almanya, İsviçre ve Macaristan gibi ülkelerde maya ve ekmek içerisine de katılmaktadır. Malt ve su ile birlikte bira sanayinin vazgeçilmez bir hammaddesi olan şerbetçiotunun bira üretimindeki önemi, biraya acılık, muhafaza özellikleri ve aroma kazandırmasından ileri gelmektedir. Acılık ve muhafaza özelliklerini reçineler, aromayı ise yağlar vermektedir. Reçineler içinde biracılık yönünden en değerli kimyasal maddeler alfa asitlerdir.


Dünya şerbetçiotu üretiminde Almanya, ABD, Etiyopya, Çin, Polonya, Slovenya, Ukrayna, İspanya, Avustralya gibi ülkeler ön sırada bulunmaktadır. Türkiye’de ilk şerbetçiotu denemeleri Atatürk Orman Çiftliği’ndeki bira fabrikasının kurulmasından sonra başlamıştır. İlk olarak 1935 yılında Avrupa’dan Çekoslovakya kökenli şerbetçiotları getirilmiş, fakat denemelerde başarı sağlanamamıştır. İkinci deneme II. Dünya Savaşı yıllarında olmuştur. Bu zamanlarda şerbetçiotu ithali zorlaştığından Türkiye’de yetişen yabani şerbetçiotlarının biracılıkta kullanılması denenmiştir. 1942-1946 yılları arasında Bolu ilinin Salıbey ve Yukarı Soku köylerinde yapılan deneme çalışmalarında üretilen şerbetçiotundan İstanbul Bira Fabrikasında iyi vasıflı bira elde edilmiştir. Ancak II. Dünya Savaşı sona erince bu denemelerden vazgeçilip tekrar ithalat yoluna gidilmiştir.


7-9 Kasım 1955 yılında Türkiye’de şerbetçiotu yetiştirmek üzere Bakanlıklar arası bir toplantı yapılarak Tarım Bakanlığı’na şerbetçiotu yetiştiriciliği için görev verilmiştir. Dört yabancı ülkeden getirilen 24 çeşit, 22 ayrı sahada denenmeye alınmıştır. 4-5 yıl süren denemeler sonucunda Bilecik ve Edirne’de Late Cluster, Brewers Gold, Tardif Janune de Bourgogne çeşitlerinin iyi sonuç vereceği kanaatine varılmıştır. 1961-1963 yılları arasında üretilen Şerbetçiotu çeşitleri, Belçika Milli Şerbetçiotu Enstitüsü ve Münih Teknik Üniversitesi Biracılık Fakültesi’nde test ettirilerek iyiden çok iyi kaliteye kadar sonuçlar elde edilmiştir. Daha sonra İstanbul Tekel Bira Fabrikası’nda ithal ve yerli şerbetçiotundan yapılan mukayeseli bira kalitesi (degüstasyon) sonuçlarına göre arada hiçbir fark bulunmadığı tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, Tarım Bakanlığı 1965 yılında Bilecik ilinde şerbetçiotu yetiştiriciliğine başlanarak, üretime geçilmesini sağlamıştır.


Bilecik’te şerbetçiotu tarımı Pliyosen yaşlı Bilecik Platosu, 800-850 m. yükseklikteki Pazaryeri Havzası ve Ahı Dağı çevresindeki bazı yerleşim birimleri sınırları içerisinde yapılmaktadır. 800-850 m. yükseklikteki Pazaryeri Havzası çevresi Karasu’nun kollarından Sorgun çayı ve kolları tarafından yarılmış 1.jeolojik zamana ait metamorfik şist ve kristalize kalkerlerden oluşan bir sahadır. Sakaya Nehrinin yan kolları olan Göksu ve Karasu çaylarının bazı kollarının oluşturduğu alüvyon sahalar şerbetçiotu tarımının yapıldığı uygun alanlardır. Havzanın batısında yüksekliği bazı kesimlerde 1000 m.yi aşan Pliyosen aşınım yüzeyi olan Ahı Dağı yüksek sahası yer alır. 1965 yılından itibaren Türkiye’de şerbetçiotu üretimi sadece Bilecik ilinde gerçekleştirildiğinden Bilecik ilinin karakteristik bitkisidir. Türkiye’de üretimin tamamı bira sektöründe kullanılmaktadır.


Şerbetçiotunun üretim alanları 1970 yılında özel sektörün bira üretimine başlaması ile artmaya başlamıştır. Şerbetçiotunun yetiştiriciliği, satın alınması, kurutulması, işlenerek bağlı bulunduğu Efes Pilsen bira fabrikalarına göndermek amacıyla 1971 yılında TARBES A.Ş. kurulmuştur. Türkiye’de bugün şerbetçiotu tarımını, 1973’te kurulan Şerbetçiotu Ekicileri Kooperatifi (OTGÜL KOOP.) ve 1971’de kurulan ANADOLU grubuna bağlı EFES PİLSEN bünyesindeki TARBES (Tarım Ürünleri ve Besicilik Sanayi ve Ticaret) A.Ş. yönlendirmektedir. Türkiye şerbetçiotu üretiminin büyük bir kısmı Bilecik ilinin Pazaryeri ilçesinde gerçekleştirildiğinden, bu iki kuruluş Pazaryeri ilçe merkezinde bulunmaktadır. Bu kuruluşlar şerbetçiotu üreticisine verdikleri destekle, ithal şerbetçiotu ihtiyacını azaltmaya yönelik faaliyetlerde bulunmaktadırlar.


Şerbetçiotu kültür bitkisi olarak ilk olarak 736 yılında bugünkü Almanya’nın Bavyera Eyaletine bağlı Hallertau bölgesidir. Bu bölge, Günümüzde Almanya’da şerbetçiotunun en fazla yetiştirildiği yerdir.

Bira nasıl Avrupa’ya gitti? Anadolu da misafir ettiğimiz bizlerin Galatlar, Avrupalıların Keltler dediği topluluk Anadolu’da kaldıkları dönemde bu topraklardan birçok şeyi yanlarında götürdüler. Bunlardan biri de biradır. Bir diğeri arpa, sonra da bir hatıra olarak şerbetçiotu eklemişlerdir. Fransa, Britanya, Kuzey İtalya, Belçika, Güney Almanya, Bohemya (Çek Cumhuriyeti) ve İspanya Keltlerin egemenliğinde olan bölgelerdi. Biranın Avrupa’daki ülkelerine bakarsak Keltlerin bu Anadolu hazinesini nerelere götürdüklerini görebilirsiniz. Belçika, Almanya, Çek, İngiltere biranın artık kültürel olarak coğrafyasının insanlarıyla bütünleştiği ülkelerdir.



Galatlar Malazgirt Meydan Muharebesinden sonra zayıflamış Bizans’ın durumunu fırsat bilerek bin yıl önce sessiz sedasız yerleştikleri bu topraklarda büyük bir isyan çıkarmışlardır. Bizans kısa süre önce ağır bir yenilgi aldığı Türklerden Galatlar konusunda yardım istemiştir. Türklerde Anadolu’yu yurt edinmeye başlamışken, yeni bir rakip istememektedir. Türkler yendikleri Bizanslıları bu seferde Galatlılardan kurtarmıştır. Büyük bir Galatlı göçü başlamıştır. Konstantinopolis’e hiç girmeden hemen o büyülü şehrin karşında kendi adlarıyla anılan Galata tepesinde son bir defa bu bin yıllık vatanlarına bakarak biralarını içmiş, gemilere binip yeni yurtlarına, Avrupa’daki akrabalarının yanına gitmiştir.


Bizlerde birayı tekrar onların vedalaştığı, onların adlarıyla anılan Galata da yeniden birayı belki de Keltleri uğurlamak, hatırlamak için yudumlamaya başlamışızdır. Kim bilir ki?







Kaynakça:

Anonim. Gılgamış Destanı. Çeviren: Sait Maden. V. Baskı. İş Kültür Yayınları. İstanbul, Ekim 2017.

Anonim. Homerosçu İlahiler’den Pindaros’a ARKAİK YUNAN ŞİİRİ ANTOLOJİSİ. Derleyen ve Çeviren: Erman Gören. Yapı Kredi yayınları 2. Baskı. İstanbul, Şubat 2021

BAĞCI İlker. ŞERBETÇİOTUNDA (Humulus lupulus L.) YAPRAKTAN UYGULANAN GÜBRENİN VERİM VE KALİTEYE ETKİLERİ –Doktora Tezi-. ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ. Ankara, 2009

DARA Ramis. Sofralara Geldi Bahar. Yapı Kredi Yayınları. İstanbul, Ekim 2010

KILIÇ Yusuf, ERDEM Fatih. Eski Mezopotamya Hukûku’nda Meslekî Suçlara Verilen Cezalar. Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi. Cilt:2/Sayı:7/ Sayfa: 20/Aralık /2015

ÖZ Esma. Kültepe Metinleri Işığında ESKİ ANADOLU’DA Tarım ve Hayvancılık. Türk Tarih Kurumu. Ankara, 2014.

PEKARDAN Bülent. Antik Mezopotamya’nın En Meşhur 10 Tanrı Ve Tanrıçası. Yayın Tarihi: 5 Aralık 2018. https://nereye.com.tr/antik-mezopotamyanin-en-meshur-10-tanri-ve-tanricasi/#:~:text=Ninkasi%20tanr%C4%B1%20olarak%2C%20eski%20Mezopotamya,kadar%20%C3%B6nemli%20oldu%C4%9Funu%20ima%20etmektedir. Görüntüleme tarihi: 25/01/2022

ŞAHİN Güven, ERBİLEN Süheyla ÜÇIŞIK. TÜRKİYE’DE YETİŞTİRİLEN KEYF BİTKİLER İÇERİSİNDE ÖZEL BİR TÜR: ŞERBETÇİOTU (Humulus lupulus L.). Zeitschrift für die Welt der Türken Journal of World of Turks. ZfWT Vol. 4, No. 3 (2012)


149 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page