top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

PROTİSLAM / BİR KİTAP ANALİZİ



Bir kitap analizi yalnızca kitap analizi değildir. Hele ki iddialı bir konu ve ismi olursa, derin bir inceleme yazısı olmak zorundadır. Kitap “PROTİSLAM” (Protest İslam) Madalyonun Öbür Yüzü adını taşımakta. Emekli Müfettiş, Soruşturma Eğiticisi, Adli Bilirkişi, Araştırmacı (Kitap kapağında yazmamasına rağmen Spiritüel deneyim sahibi) Mevlüt Geyikoğlu.


Analiz yazısına başlamadan önce analiz yapan olarak kendimin konuya yaklaşımını baştan belirtmek isterim. Bu belirteceklerim bir felsefeci olarak dine yaklaşımımı açık olarak gösterecektir. Din konusu her zaman uzak durmaya çalıştığım bir konudur. Din ve inancı birbirinden kesin çizgilerle ayırma yoluna giderim. İnanç felsefenin konusudur fakat din felsefenin konusu değildir. Din ve tanrı kavramları teolojinin konusudur. Ben hiçbir dinin felsefesi olmayacağına inandığım gibi hiçbir tanrı kavramının da felsefenin konusu yapılamayacağını düşünenlerdenim. Dinleri tarihselcilik penceresinden incelemeyi doğru bulurum.


Kendi okumalarım ve deneyimlerimden yola çıkarak oluşturmuş olduğumuz tezim; para, zaman ve tanrının bir insan icadı olduğunu düşünürüm. Her zaman olduğu gibi insan kendi yarattığı ve sonunda üstündeki kontrollünü kaybettiği bu üç kavramın kölesi olmuştur.


Deneyimli bir müfettişin kitabını incelemek pek de kolay olmasa gerek diye düşünerek başladım kitabı okumaya ve her kitapta (istisnasız) yaptığım gibi işe önsözünü okuyarak başladım. Kuran-ı Kerim’i analiz eden kitaba mutlaka önsözünden başlamak gerekir. Çünkü Kuran okumaya da mutlaka onun önsözü olduğu ifade edilen Fatiha Suresinden başlanmaktadır.


Bazen ödünç kitap verdiğim insanlar kitap okuma şeklime kızar. Ben kitaplarda ilgimi çeken satırların altını çizerim, bazı kelimeleri yuvarlak içine alırım. Bir sürü not yazarım, satır aralarına sayfa boşluklarına. Önsöz de iki yerde notlar aldım. Bunun haricinde önsöz kitaba çok iyi hazırlayan bir yazı.


Kitap-önsözden

“Sanki sağılan tertemiz süt gibi, yaz sıcağında hemen bozulmaya mahkûm edildi. Tanrı inancı, içimizdeki şeytan bozuk mayamızla.” (Sayfa 13)


Benim notum;

Bu da Tanrı denilen gücün ve ona atfedilen inanç bağının ne kadar sabun köpüğü olduğunu çok açık bir şekilde gösteriyor.”


Bir diğer notum da aslında bir soru. Ve bu soru analizin birkaç yerinde karşımıza çıkacak.

Kitap-önsözden

“Tarih boyunca insanlık Tanrı’yı aradı hep.” (Sayfa 14)


Benim sorum;

“Belki de kendini arıyordur?”

Kitap aslında konuyu Fırat-Dicle (Mezopotomya) ile Nil havzasından oluşan dünya medeniyetlerinin başladığı yerde yani insanlığın hikâyesi ile başlatıyor. Din, tanrı, para ve zaman kavramlarının doğduğu kadim topraklarda. Bugün teoloji de tek tanrılı dinler denilen kurumsal dogmaların son öğretisinin kaynak kitabını şimdiye kadar olmadığı yalın ve orijinal bir şekilde inceleme iddiasındaki yazar. Günümüze ve kendi deneyimlerine değinerek ilginç bir yaklaşımla konuyu anlaşılır bir şekilde sunmaktadır.


Günümüzde daha da moda olan gizemcilik ve şifrecilik yoluna girecekmiş gibi yapıp, hep yerinde ve dozunda anayola yani ana konuya tekrar geriye dönüyor. Farklı şekillerde kendi meşreplerine uydurmak için her üç kitapta yapılan şifreci çalışmaları yalın ve aslında olması gerektiği inceleyen değerli yazar. Aslında bilinçdışında hep yaşadığı farklı hayat deneyimlerinin sırlarını ve gizlerini de kitabın geldiği iddia edilen yüce makamın sözüne inat bazen farklı anlamlar yükleyerek bulmaya çalışmaktan da geri kalmıyor. Bunun bir sebebi de böyle detaylı çalışmayı tek başına ve oldukça başarılı bir şekilde yapması (kendisi de kitapta birçok yerde bunun bayağı uzman gerektiren bir ekip çalışması olduğunu kabul ediyor. Yine müfettişliğin verdiği tecrübe ile kimi zaman iğne ile kuyu kazma pahasına ortaya belli iddialar koyuyor.)


Hele ki din kurumunun kaynak kitabını SWOT analizi ile irdelemek, çok yaratıcı bir fikir. Bu yaklaşımından dolayı kutluyorum. Bu söylerken başka bir konuya da değinmek gerekmektedir. Tarihselci yaklaşım için Geyikoğlu keşke biraz Akhineton döneminden başlayarak bir tek tanrı din tarihine biraz üç dinin kaynağı Yahudiliğe ya da Musa ile Tanrısının inanışına özellikle Kuran tarihine detaylıca bakabilseymiş. Kitapta bazen öyle güzel noktalar yakalamış fakat özellikle Kuran tarihini ve Arapça’nın tarihini bilmediğinden o güzel noktaları elinden kaçırmış. Başkaca konular dikkatini dağıtmış. Yine Ortadoğu siyasi ve sosyal tarihi ile gelenek görenekleri hakkında bilgi birçok gizemli görünen noktayı ortaya çıkaracakken, Kurandaki rakamlar da sır arama yoluna sapılmıştır.


Kendi kitap taslağımdan bir Kuran kelimesinin günümüzde nasıl bambaşka şekillere büründüğünü örnek olarak vermek isterim. Hepimizin ağzına Oku diye pelesenk olmuş “İKRA” bu anlatmak istediğim şeye iyi bir örnek olur diye düşünmekteyim;


“İslam inancının temel kaynağı olan Kuran’da ilk inen ayetler olarak kayıtlı Alak Suresinin ilk beş ayetinde Tanrı elçisine şöyle hitap eder;

1. Yaratan Rabbinin adıyla, oku!

2. O, insanı alekadan (kan pıhtısı, su damlası, eriyik bir madde) yarattı.

3. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.

4. O Rab ki kalemle yazmayı öğretti

5. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.10

Etimolojik açıdan “İkra” Arapça bir kelime değildir. Ve Arapça bir anlamı yoktur. Söz Süryaniceden İbraniceye geçmiştir. İkra, Karae fiilinin emir kipidir. Arap tefsircileri de, kelimenin anlamını tam olarak bilmediklerinden bu kelimeyi çeşitli anlamlarında yorumlamışlardır.

İlk anlamı: Çağrı, davet. Türklerde 13.yüzyıl ila 19.yüzyıl arasında “İkra” yı davet anlamında kullanmışlardır. Emir kipindeki anlamı ise söylemek, anlatmaktır.

İkra ve karea kelimelerinin sözlüklerdeki tüm anlamları; takip etmek, içinde erimek, kaybolmak, onunla olmak, akışın içinde olmak, doğum, rahim içinde olmak, içinden çıkmak, ödünç alma yoluyla bir şeyleri biriktirip onu dağıtmak, başka yerlere nakletmek.

Ayet kelimesi de delil, alamet, işaret, mucize demektir. Allah’ın ayetleri denilince, Allahtan geldiğine inanılan tüm sözler-kitaplar-lafızlar ile yarattığı her şey akla gelmelidir.

Biz onlara ayetlerimizi, hem çevrelerinde hem de kendi içlerinde göstereceğiz; sonunda onun gerçek olduğu onlar açısından iyice anlaşılacaktır.” (Fussilet 53)

Bu tanımlardan ve Kuran ayetinden anlaşılacağı üzere İnsanda bir ayetler bütünü yani ilahiyat terminolojisi ile söylersek suredir. Her bir insan Allah2ın nefesi, kulu, ayetler manzumesidir. Tüm varlık ve varlık olmayanların atomuna ve atom altına varana kadar birer Allah alameti, ayeti ise insanında her zerresi ve zerre oluşturan en ufak ve sonu olmayan alt-üst tüm zerreleri de ayetidir. İnsan Allah’ın yürüyen, düşünen, anlayan, değerlendirebilen, konuşabilen sureler bütünü, her bir insan Mushaf’ıdır, kitabıdır. Kişinin kendini bilme yolculuğu işte o İkra ile yapılan davetle ve davete icabet ettiğimizde ulaşılacak ikramla alakalıdır.

Kişinin kendini bilmesi, kendi mevcudiyetinin sebeplerini sorgulamasıyla olmaktadır. İslam ve diğer dogma inançlarda bile, insanın kendini bilmesi, tanıması, konumlandırması işin aslını oluşturmaktadır.

Muhammed’e mağara da geldiği söylenen nida da böyledir. Diğer elçilere gelen nidalarda da benzeri vardır. “İkra” günümüz kabulü olan Oku manasında da olsa, diğer manalarında da olsa insana bir hitapta bulunuyor, düşün aklet, naklet, iyice bak diye. O nida da bir pıhtıdan, bir sıvıdan meydana geldiğin o an dâhil her şeyin bir ayet olduğu kendinin de bir ayet olduğu o yüzden kendini okuman, akletmen gerektiğini anlatıyor. Aslında seni kendine davet ediyor.”


Kitap 83.cü sayfaya gelene kadar bir çok konudan bahsediyor. Zikir, kilise papazları ile Sinagoglarda deneyimlememe sebeplerine kadar farklı konuları çok hoş bir dille harmanlıyor. 83.cü sayfada analizi yapan benim satır arasına notumu yazdığım kısma geliyoruz. Notu yazmadan önce şunu belirtmekte fayda görüyor. Ortadoğu dinleri ve Asya öğretilerinin hiçbirinde “kadın” ve “köle” dinin ana öğesi değildir. Yazarımız bu sayfa da vermiş olduğu ayet örnekleriyle İslamın bir erkek dini olmadığını göstermeye çalışıyor. Fakat acıdır ki bu iddia edilen kadın hakları konusunda kontrolü yine ayetlerde “erkek hegemonyasına” bırakmaktadır. Ahzab Suresi 4., Nisa Suresi 3., ve Nisa 129.ayetlerinde hitaplar o dinin asıl muhatapları erkekleredir.


Bu ayetlerin altındaki notum;

“Bu ayetlerde ve başka ayetlerde kadının hakkı ile kısım yoktur. Cariye kavramı bile tek başına bu hak ihtimalini yok etmektedir.


Kitap ta 87.sayfayı okurken Lisede okuduğum yıllara döndüm. İhtilal sonrası bir meslek lisesi öğrencisi olarak yoğun olarak tarikatçı eğitimcilere muhatap olurduk. Meslek dersi hocalarımdan bir tanesi Termodinamik derslerinde sürekli dini mesajlar veren sohbetler açar, hep aynı soruyu sorardı (bu soruyu Termodinamik sınavında dahi sormuştu). “Allah insanı ne için yaratmıştır?” Dinlerin tamamının sürekli sorduğu fakat bir türlü cevabını veremediği bir sorudur. Her yorumcu için farklı farklı cevapları olan bir sorudur. Sahi Tanrı insanı ne sebepten dolayı yaratmıştır? Peki bir de soruyu şöyle sorsak cevabını bulabilir miyiz? “İnsan tanrıyı ne için yaratmıştır?”.


Kitaptan;

İşin özü “İnsan ne için yaratıldı? İnsan bu dünyada neden var?” sorularına doğru cevap bulup uygulamakta yatıyor. (Sayfa 87)


Benim notum;

Kısırdöngünün başlangıcı bu soru.


Bugün Farsçadan geçen Namaz ile beraber geçen Zekât (Tevrat’ta vardır) eylemi vardır. Kitapta Namaz konusu aslında çok detaylı incelenir diye düşünmüştüm. Fakat bugünkü kabulüyle alındığı için hayal kırıklığına uğramadım dersem yanlış olmaz. Zikir, Anmak, Dua, İstemek eylemi Zerdüşt ibadet şekline dönüştürülüp bunu dinin direği yapan anlayış günümüz meal ve tefsirlerinin tamamını ele geçirmiştir. Zekât dinlerin kurumsallaştıktan sonrası ilahi hüküm yüklenmiş, vergi sisteminden başka bir şey değildir. Uygulamaya bakıldığında ve ayetler incelendiğinde tam anlamıyla bir vergi sistemidir. Bunun vergi sistemi olduğu (Maliye yapısı) toplayıcı memurların da bu vergiden hizmetinin bedelini alacağı açık olarak belirtilmiştir. Her hegemonyanın vergi toplarken yaptığı gibi sosyal topluma destek bahanesi kullanılmıştır. Çünkü her hegemonyanın gelire ihtiyacı vardır. Buna vergi veya zekât dememiz bir şeyi değiştirmez. Faiz/Riba yerine, vade farkı ya da fiyat farkı dememizin gerçeği değiştirmeyeceği gibi.

Kuran tarihini iyice öğrenmek gerektiği özellikle iddia edilen Mushaf haline getirme sürecini iyice bellemek bu girişilen büyük işte çok önemlidir diye yazımın başında belirtmiştim. Kitap haline getirilirken oluşturulan yeni tasnifin ne için olduğu konusunda kitapta yazılanların birçoğu tarihsellik açısından baktığımızda çoğu zaman sıkıntı yaratmaktadır. Birçok soruyu gündeme getirmektedir;


Nüzul sırasına göre dizilmesi neden tercih edilmemiştir?

Ebubekir tarafından derlenen Mushaf neden yakılmıştır?

O dönem birçok materyale yazıldığı iddia edilen ayetler neden ortadan kaldırılmıştır?

Osman döneminde ne olmuştur da böyle bir çalışmaya, birçok sahabe muhalefet ederken kalkılmıştır?

Kitabın sahibi tarafından tam ve mükemmel indirildiği söylenen ve apaçık bir kitap olduğu özellikle vurgulanan bir kitap neden şifrelenmiştir?

Peygamber vefat ettikten sonra yapılan bu kitap haline getirmesi çalışması sırasında bu şifrelerden Mushaf haline getirenler ayrıcalıklı olarak haberdar mıydı?


Kitapta bahsi geçen şifreleme için görüşüm net olduğu için, başkaca bir şey belirtmek doğru olmaz diye düşünüyorum. Mısır, Babil dönemindeki gizemciliğin Yahudi Kabalasına yansıyan bu akım sonrasında Kuran-ı Kerim özelinde İslam’a da girmiştir. İnançlar din haline yani dogma olduktan sonra maalesef hepsi bu gizemcilik-şifrecilik tuzağında kısılıp kalmıştır.


Kuranda Peygamberler bahsini 19 rakamı ile ilişkilendirirken yapılan sıralamada daha önce birçok kez okuduğum halde gözümden kaçmış bir husus özellikle dikkatimi çekti. Arapça metni ile beraber Elmalılı Meal ve Tefsirinden (diğer bazı kaynaklardan da) tekrar tekrar baktım. Çok ilginç bir konuyu yakalamış olabilirsiniz, bu sizin geliştirdiğiniz sistemle üzerinde biraz daha detaylı çalışmanızı özellikle rica edeceğim.


Meryem Suresi 54. Ayet: Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resul ve bir nebi idi.

İsmail peygamberin kitabı konusu bugüne kadar görmezden gelen bir konusu olmuş oluyor, bu ayet ışığında.


Bu şifrecilik yolunda bol malzeme çıkarılan konulardan biri de Huruf-u Mukatta konusudur. Kitapta yazarımız bu durumu şöyle ifade etmektedir;

“…Bunlar arasında bu harflerin, başında bulunduğu surenin adı ya da Allah Teâlâ ile Hz. Peygamber arasında birer şifre olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.”

Bu cümlenin altındaki notum;

“Fakat bu ağırlık kazanma yine Kuran’da ‘bunların anlamını sen de bilmezsin’ denilerek sıfır ağırlık haline gelmiştir.”


Yine yazıma başlarken Arapçanın tarihini, işaretleme sistemlerinin bile çok geç dönemde oluştuğunu düşündüğümüzde bu bilgiler ışığında bu konuyu tekrar değerlendirmek faydalı olacaktır.

Kuran-ı Kerim de bir ayetle ilgili tartışmalar çeşitli dönemlerde çok hararetli olmuştur. O yüzden Kuran tarihi, İslam tarihi, dönemindeki İran ve Bizans tarihi çok iyi bilinmelidir. Tarihselcilik tüm süreci şekillendirmektedir. Geyikoğlu’nun kitapta çok iyi belirttiği durumu ve notumu yazayım sonra konuyu biraz açalım.


Kitapta;

Şöyle ki benim bulgularım, bilgisayar mantığı ile bakıldığında “Şu sureler Tanrı’nın vahyidir, şu sureler Hz. Muhammed’in kendisine verilmiş inisiyatif çerçevesinde, o günkü şartların ihtiyaçları paralelinde kendi söylemi yani tereddütsüz-katıksız” anlamına geliyordu.


Notum;

Bu tamamen doğrudur. O yüzden her evrede hadis kısmında farklılaşmalar başlamış ve bugün tutarsızlık dediğimiz hâl ayan beyan ortaya çıkmıştır.


Dönem tarihi belli figürler mesela Nasturi Papaz (Hz. Hatice’nin eniştesi), Farslı Selman-ı Farisi gibi çok önemlidir. Bekri, Ömeri, Osmani, Ali’i ayetler konusu önemlidir. Ebu Cehil ve ailesi (sonrasında Emevi Sunni İslamın mimarları) konusu önemlidir. Yahudi, Hıristiyan ve Mecusilerin bölge üzerindeki siyaseti tamamen önem atfetmektedir.


Cennet kavramının karşılığını kitabımız coğrafya olarak Mısır Nil kıyılarını gösteriyor ama, Mezopotamya ya da Tek tanrılı dinin vadedilmiş toprakları olabilir gibime gelmektedir. Mezopotamya değerlendirmeden Ortadoğu tanrısının cenneti anlaşılamaz. Bunun bir sebebi de anahtar bir maden olan altındır. Mısır coğrafyasına altın çok geç girmiştir. Pek de anlam yüklenmemiştir. Gümüş altından daha kıymetlidir bu kültürde. Fakat Mezopotamya coğrafya altınla çok erken tanışmıştır.


Kitapta muhalefet şerhi koyduğum en önemli konu emanet-kul hakkı eşanlamlılığıdır. Bu çok zorlama anlam yüklemesidir. İlahi kitapların hiçbirinde kul hakkı kavramı yoktur. Yani şu meşhur tanrının “Bana kul hakkıyla gelmeyin” sözü tam bir şehir efsanesidir. Ya da hadis diyebiliriz.


Bir diğeri “din afyondur” sözüne yapmış olduğunuz yaklaşımdır. Din afyondur haksız ve densiz bir tanım değildir. Tam yerinde bir benzetmedir.


Yönetim-Asayiş-Adalet konusunun işlendiği 142 sayfadaki kısımda Nisa Suresi 59.ayet bugünkü durumu çok net açıklamaktadır.


Kitaptan;

4- Nisa 59: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz taktirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulü’ne arz edin. Bu daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Sayfa 142)

Notlarım;

Sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) tabiri liyakat kavramını tamamen ortadan kaldıran bugünkü durumu da meşrulaştıran bir cümledir. Ulu’l-emr kavramı yüzünden bütün tahtlar kutsal sayılmış ve kul olunmuştur. Biat ve itaat Müslümanlığın şartı sayılmıştır.


Sayfa 149 ve 150’d3 Tevhit İnancı, Peygamber ve Kitap gönderilmesi başlıklı kısımda verilen ayetlerin (Kasas 59; Şu’ara 208; En’âm 131; Al-i İmran 103; A’râf 6) altına yazdığım notlar;

Bu ayetlerden anlaşılan 7.yüzyıl’dan sonra Peygamber gelmeyeceğine göre artık helâk etme yoktur. Eğer helâk etme devam ediyorsa, Peygamberlik makamı devam ediyor olmalıdır.

Al-i İmran 103.ayette bahsi geçen Allah’ın ipi Hinduların kutsal kitabı Vedalardaki Brahmanın İpi ile benzeşmektedir.

A’râf 6.ayette belirtilen durum da örnek olarak İskandinav halkı sorulacak hesaplardan muaf tutulacaktır.


Geyikoğlu kitabının 165.sayfasında o kadar doğru bir tespitte bulunmuş ki, meşhur şehir efsanelerini yerle yeksan etmiş. Barnabas İncili efsanesi ve birçok farklı safsata inandığı hakkında en ufak bir bilgisi olmayan güya iman ehlinin çok sevdiği saçmalıklardır.


Kitabın 168.sayfasında bahsi geçen Zümer Suresi 42.ayetin açıklamasına yazdığım not;

Bu ayet diğer bazı ayetlerle çelişmektedir. Her şeyden haberdar olan, her şeye gücü yeten, Ol deyince olduran ve öncesinden sonrasından her şeyi bilen bir Tanrının monitoring ve kayıt sistemine ihtiyaç duyması onu acze düşürmez mi?


Yaratılış- Havva/Âdem/Elma Ağacının meyvesi: Elma konusunun yorumlandığı sayfa 174-185 arasında aldığım notlar;

Apaçık bir kitap iddiası, böyle konularda tıkanıp kalmaktadır. Her seferinde yorumlamak ve anlamak için başka başka yöntemler önerilmektedir.

Geldiği toplum düşünüldüğünde kelime kelime açık ayetler olması gerekmez mi? Diğer konu içeriği havada kalan kıssalar gibi, kısırdöngüye sokmaktadır anlamları.

İblis ve Tanrı konuşması konusunda meleklerin başlangıç tavrı İblisle aynıdır. Tereddüttedirler. Yani Tanrının ilk emrinde meleklerde Tanrıyla tartışmış, sonrasında secde etmiştir (Bakara Suresi 30.ayet).

Tâha 115.ayette bir prototipin test aşaması anlatılıyormuş gibi. Ayette geçen ‘kararlılık bulamadık’ lafzı kalite kontrolden geçemediği ıskartaya çıktığını açık olarak anlatmaktadır.

İnsanlar büyü ve falı ilk olarak Allah’ın iki meleğinden öğrenmişlerdir (Bakara 102). Sonra aynı Allah tarafından büyü ve falın fena bir şey olduğu söylenmiştir. İnsanlara büyü ve falın kötülüğünden sakınmaya çağıran yine aynı Allah’tır. Olayın bu hale geleceğinden yine liste halinde verilen ayetlere göre Allah haberdar olmalıdır. Burada üzerinde tartışılması gereken Teolojik Tanrı kavramının sıkıntılı durumlarından biri açıkça görülmektedir.

Yaratıcının Varlığı konusunda yine iddia (Tanrı’nın kendisi) sahibinin söylediği ve belirttiği delillere güvenmeye çağrı. Yaratıcının varlığı ve yokluğu ile ilgili mantıksal paradoksu da açıkça göstermektedir. Tanrının varlığı veya yokluğu için öne sürülen iddialar aynı zaman da Tanrının yokluğu veya varlığı içinde kullanılabilmektedir.


Geyikoğlu Sayfa 184-185) kitapta şöyle belirtmiştir;

“Örneğin Peygamber ve muadili sayılabilecek bir kimsenin durup dururken ölüleri dirilmek, körleri görür hale getirmek, felçlileri iyileştirmek, bitki ve hayvanlarla konuşmak gibi şeyleri yapmaları durumunda zaten Peygambere, kitaba deftere, tembihler silsilesine vb. şeylere hiç gerek kalmadan korkudan ve şaşkınlıktan oldukları yerde donup kalarak, topyekûn ve kesin bir şekilde iman etmeleri söz konusu olacaktır.”

Burada belirtilen şeyleri yapılmış olduğunda bile iman etme konusu tam olarak gerçekleşmemiştir. Yani hiç olmamıştır. Bu da İnsan – Tanrı arasında olduğu söylenen ilişkinin söylendiği gibi olmadığını göstermektedir. Bu ve benzeri varsayımlar tutarsızlığı daha bir ayan beyan göstermektedir.


Sayfa 191 ve 192 de Kuranın indirildiği dil konusu ile ilgili verilen İbrahim 4.ayet de belirtilen durum için aldığım not;

Mantık bunu gerektiriyor. Yani durumun özellikle belirtilmesi bir taraftan da Kuranın Mekke ve Medine kavmiyet dini olduğunu göstermektedir. Yani bir Türk’ün veya Çinlinin burada söylenenleri üstüne alınması gibi bir durum söz konusu olmamaktadır. Ayrıca Kuran-ı Kerim de iki kavimden (akrabalık bağı olan) İsrailoğulları ve Kureyşoğullarından bahis vardır ve onlara hitap etmektedir.

Nahl 103 de belirtilen durumla ilgili tartışmalar hâlâ devam etmekte olup, bahsedilen kişi Peygamberin eşi Hatice’nin Eniştesi (Teyzesinin kocası) Papazdır. Süryanidir kendisi fakat Arapça, Aramice, Farsça, Latince, Yunanca dillerini de bilmektedir. Arapça da olmayan birçok kelimenin geçmesinde de (İkra örnek olarak verilebilir. Babil kaynakçı Harut ve Marut isimleri de keza böyledir) katkı sahibi olduğunu belirten birçok çalışma mevcuttur.

Yine Şura 7’de açık olarak Muhammedin dinin Evrensel olmadığı ‘şehirlerin anası Mekke’de ve çevresinde bulunanlar için’ olduğu söylemektedir. Bu durumda Muhammed Mekke ve çevresi için gönderilmiş son Peygamber olabilir mi? Soru ortaya atılabilir.

Sayfa 201 de Namaz Duası olarak belirtilen Ayet-el Kursi (Bakara 255.) ayettir.

Kitapta sık geçen Namaz kelimesi Kuran-ı Kerimde hiçbir şekilde geçmemektedir. Bugün bizim uyguladığımız Namaz ile Kuran-ı Kerimdeki Zikr kelimeleri birbirinden farklıdır. Anmak, dua anlamındaki bir ibadet Zerdüşt ibadeti haline getirilmiştir. Bu ve Farsi kelimelerle anlatılan günümüz terminolojisindeki ibadetler tamamen Farsi’dir (Peygamber kelimesi de dâhil. Zerdüştlükteki Peygamber ile Ortadoğu dinlerindeki Elçi, Resul ve Nebi birbirinden çok farklıdır).


Sayfa 206 ‘da;

“2) Dinin temeli, muhtelif tarzlarda egzersiz yapmak ve papağan gibi birtakım sözleri tekrarlamak değil, sözlerini anlayıp ruhunun derinliklerinde hissederek yaşama geçirilen ahlâktır.

Benim notum;

Dinler ahlak üzeredir. Etik içermezler. Tüm dinler coğrafyalarından çıkmış gelenek-görenek ve kabullerin ahlaklaşmasını ve kutsanmasını sağlarlar. Tek tanrılı dinlerin hepsi Pagan dinlerini eleştirirken, papağanlaşan kitleler oluştururlar.


Sayfa 207’de Zekât – Yardımlaşma – Paylaşma kısmında aldığım notlar;

Zekât zengine saldırıyı önleme amacı taşımaktadır.

Zekât tam bir şükür ekonomisi modelidir.

Tevbe 60.da bahsi geçen ZEKÂT TOPLAYAN MEMURLAR ifadesi ve diğer ifadeler dinin devleti oluşturmaya başladığının ve zekâtın aslında devletin finans kaynağı (vergi) olduğunu açıkça belirtmektedir.


Sayfa 210-211 de Cihat (Savaş) – Barış ve Uygar İlişkiler kısmında aldığım notlar;

Mekkeden Yesrib’e hicret sonrasında Yesrib adı Uygarlığa vurgu yapmak için Medine haline gelmiştir. Fakat her dinde olduğu gibi dilemma mantık burada da devreye girmiş, Mümtehine 8.ayette belirtilenin aksine kendilerine kucak açan Medineliler Müslümanlar tarafından sürülmüş ve malları aralarında paylaşılmıştır.

Sayfa 2016 da konulardan bahsederken Recm olayı tam olarak anlatılmadığından yazı biraz kapalı kalmıştır. Yahudi örfinden gelen Recm Kurani ve İslami değildir. Saltanat Kuranına bir de Hadis Müslümanlığı (Sünnet Müslümanlığı) eklenince dinin birçok uygulaması aynı Yahudi ritüeli haline gelmiştir.


Sayfa 218 Mezhep-Tarikat-Cemaat oluşumları kısmına aldığım not;

Bunlar; öğretinin ideoloji ve fraksiyonlara evrilmesinden başka bir şey değildir.


Sayfa 219 Kurban Kesmek kısmına aldığım not;

Hayvancılık ve kervancılığın tek geçim kaynağı olduğu bir toplumda kurban ve hac makul, anlaşılır bir ibadettir. Özellikle İbrahimi dinlerin kökenindeki İbrahim döneminin en büyük sürülerinin sahibidir. Çocuğunu kurban etme ve karşılığında kurbanlık hediyesi alma hikâyesi üç dini de şekillendirmiştir. O kadar ki İncil de Tanrı İsa’ya birçok yerde Kuzu diye hitap etmektedir.


Sayfa 225’de Faiz konusu için aldığım not;

Bu faizi anlamak için Tevrattaki faiz konusunu çok iyi irdelemek gerekir. İktisadi faiz ile sosyal (toplum) faizi kavramlarını bilmek gerekir. Tevrat’tan itibaren sosyal faiz bahsi yasaklanmıştır. Hatta bunun etkisi Yunan coğrafyasındaki Kanun yapıcı filozof ve yöneticilerde bile görülmektedir. Örneğin yedi bilgeden biri olan Solon yaptığı yasalarla sosyal faizi men etmiştir.


Sayfa 239-248 arasında aldığım notlar;

32 farzları diye bahsedilen İmanın şartları, İslam’ın şartları ve diğer şartlar Emevi İslam’ının yönetmelikleridir.

Dinler (yapısı gereği); Estetiksiz estetik ve ahlaksız ahlak buyurmaktadır.

Yazılı metinler özellikle 7.yüzyılda yoğunlaşmıştı. Yeni İslam dönemi yazmak için materyal yönünden zayıf bir dönem değildi. Kâbe’ye o dönem şairler şiirlerini yazıp asardı ve tarihsel olarak bir gerçektir.

Tarihsel olarak birinci manasında Peygamberin ümmi olması imkânsızdı. Bahsedilen ümmilik mecazi bir ümmiliktir.


Sayfa 249 Ahit için aldığım not;

Aynı ahitleşme Kuran da açık olarak belirtilmiştir.


Sayfa 254 de İncil Bablarından birinde affetmek, kötülük yapana karşı koymamak vb. konularla ilgili aldığım not;

Bunları söyleyen İncil her dinin dilemma mantık ve ahlakıyla aynı zamanda savaşı, kesmeyi, kan akıtmayı emreder.


Sayfa 260’da TEVRAT/TORAH kısmında Filistinliler konusunda sorulmuş soru için aldığım not;

Aynı Filistinlilerdir. Filistinliler Arap değil, Fenike kökenlidir. Bugün bile Arap olarak kabul edilmezler. Arap ve İbrani dilinde Filistinlilik kabalığı, yozluğu, estetiksizliği ve açgözlülüğü ifade eder.


Sayfa 276 da ‘…Hz. İsa çarmıha gerdirilmiş ise neden Hristiyan öğretide Eski Ahit de kutsal sayılmaktadır?’ sorusuna notum;

“Ben de bir Yahudi’yim” diyen ve Kohen ailelerinden birinin ferdi olan İsa bu sözü ile soruya cevap vermektedir.

İsa bir Yahudi peygamberi ama Havarileri gibi aynı zamanda Roma vatandaşı yani özünde Hıristiyanlık en başından itibaren Büyük Roma İmparatorluğu dini. Bir Yahudi peygamberin kişiliğinde yeni din. O yüzden tek tanrılı din tecrübesi olmayan Roma’nın tek kaynağı Yahudiler ve Tevrat.


Sayfa 283 de Yahudilik kavme ait, milli bir din ifadesi ile başlayan paragraf için aldığım not;

İslam da aynı Yahudilik gibi Kavmi bir dindir. İki akraba dinin aynı merkezden kendi soylarına davetidir. Kureyşoğulları ve İsrailoğulları.


Sayfa 288-289 da aldığım notlar;

Nahl 71’den insanların eşit doğduğu ve dünya nimetlerinden eşit olarak yararlanmasının istediği söylemi biraz zorlama gibidir. Bu ayet ve diğer hiçbir ayette eşitlik kavramı yoktur. Muktedir olduğu söyleyen, kendince eşit dağıtmaya gücü yettiğini iddia eden Tanrı, eşit dağıtmamış ama zenginleri, yoksulları ayrı ayrı sınamak için fazla verdiğinin fazlayı dağıtmasını bekliyor. Hâlbuki Tâhâ Suresi 115. Ayette yarattığının karakterini çok iyi bilmektedir. Yarattığından böyle bir erdemi bekleyen, yarattığını iddia ettiğinin karakterini bilen olunca daha absürd bir durum ortaya çıkıyor.


Sayfa 304 Tanrı İnsandan Ne İstiyor? Sorusuna aldığım not;

İnsan Tanrıdan ne istiyor? Sorusu cevap kalmıştır bütün dinlerde.

İnsan var oldukça “Tanrı” –kavram olarak var olacaktır. İnsan Tanrının varoluş sebebidir.


Son söz;

Okurken keyif aldığım, büyük emeklerle yazılı olduğu her satırında hissettiğim bu eserin daha da genişletilmesi gerektiğini düşünmekteyim.


Analize başlarken eksikliğini hissettiğim noktalar dışında birkaç noktayı daha buraya eklemek isterim.

Bu değerli tek olan inceleme yönteminizle farkı da olarak veya olmadan birçok ilginç noktayı yakalamış, bazılarını çok iyi işlemiş fakat bir kısmını gözden kaçırmışsınız. Özellikle Ortadoğu dinlerini biraz daha inceleme fırsatı bulursanız (şahsi görüşüm Kilise, Havra ve Cami memurlarından uzak durarak) ve Mezopotamya, Mısır tarih ve mitolojisini çalışırsanız. Ayetleri analiz etmeniz daha da kolaylaşacaktır.

Necm Suresini özellikle sizin tekniğinizle analiz etmenizi çok isterim. Tefsircilerin sürekli etrafında dolandığı, kollarını sıvayıp hakkıyla bir yorum yapmadığı, yaptıkları tefsirlerinden suya sabuna dokunmayan yorumlar olduğunu incelediğinizde göreceksiniz. Özellikle orada Ortadoğunun dört tanrısından Elilah’ın diğer üçüne galibiyetini, İslam oluşmasındaki hegemon Tanrının ruh halini çok iyi anlatan, sizin çalışmanın önünü açacak olan bir suredir.


Bir diğer konu, ümmilik ve cehalet onların bağlamında Muhammed ve Ebu Cehil (Amr bin Hişam) konusunu, ilişkilerini çok iyi bilmek gerekmektedir. Ebu Cehil’in Mekke de beş okulu olduğu, döneminin bilginlerinden biri sayıldığı ve Mekke’nin yöneticisi olması haricinde Medine de savaşlar sırasında köle alınan Mekkelilerden okur-yazar olanlar onun okullarından mezundur.


Muhammed dönemindeki Doğu Roma İmparatorluğu ve Sasanilerle çekişmelerini çok iyi irdelemek gerekir. Nesturî Hıristiyan bir papaz ile Farsî bir prens farklı dönemlerde tarih sahnesine çıkıp İslam’ın olgunlaşmasında farklı roller oynamıştır. Bu durumu iyi bilmek gerekmektedir. Mekke ve Medine’nin Mekke’nin fethine kadar kurdukları ve bozdukları ittifaklar ve dönem dönem oluşan müttefiklikler ayetlere nasıl şekil vermiştir iyi bakmak gerekmektedir.


Sayın Mevlüt Geyikoğlundan tek ricam bu çalışmasını derinleştirip, farklı bir analiz tekniği ile yalın bir yorumun ortaya konulabildiğini göstermesidir.


Böyle bir kitap analizi yapma konusunda dil ve yaklaşım olarak küstahlaşmamışımdır umarım. Başlarken en fazla iki sayfa olacağını düşündüğüm bu yazının böyle uzun olması sebebiyle kusuruma bakmayın. Kısa yazamamak gibi bir hastalığım var. Yaptığım hatalar için şimdiden kitabın yazarı ve sizlerin affına sığınıyorum.


Herkesin okuması ve bilgilenmesi dileğiyle,

Sevgiyle kalın.



69 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page