top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

YEDİ BİLGELER/ ÖĞÜTÇÜLER (ÖĞRETİ SAHİPLERİNİN ATALARI) –GİRİŞ-



Felsefecilerde insanlar gibi bazı cevabını bulamayacağı veya çok çeşitli cevaplarının bulunduğu sorular sormaya bayılırlar. İki soru artık her insanın birbiriyle sohbet veya çekişmek amacıyla genel geçer soru olmuştur. Birinci Evren veya dünya nasıl yaratılmıştır? İkincisi İnsan nasıl yaratılmıştır? Bir de felsefecilerin böyle bir sorusu vardır; felsefe nasıl ortaya çıkmıştır? Ya da felsefe nasıl yaratılmıştır?

Bu soru sorulup tümevarım veya tümdengelimle cevaplar üretilirken arada birçok farklı önermeler, sorular ortaya çıkmıştır. Nasıl ki Yedi Bilge diye anacağımız bilgeler yedi tane değilse, bunların cevabı da o kadar çoktur.


Bu yedi bilge konuşulurken, kafa olarak doğu da kalmış, gövde olarak batı da yaşayan bizlerin aklı evvelleri hep şu soruyu sorarlar; doğu da felsefe yok muydu? Batıdan niye başlıyorsunuz? Batıcı kafa dayatması bunlar. İlk sorunun cevabı; evet Felsefe batıda başlamıştır. Öğreticiler dönemi sonunda öğreticilerin yolundan gidip öğreti kuran düşün insanları (felsefeciler) dönemi başlamıştır.


Biz doğuda da var olan hiçbir zaman tam anlamıyla Felsefe haline gelmemiş olan Bilgeler dönemini inkâr etmiyoruz. Bilge ile Felsefeci arasındaki farktan biraz bahsederek konuya girmekte yarar görmekteyiz. Sebebi de sonrasında bu bilgelerin öğretilerinin toplamından çıkan tanrıları, Teoloji diye felsefenin bir kolu haline getirmeye çalışan teolog felsefeciler (!) birçok itirazda bulunabilirler. Bilgeler dönemi; doğuda ve batıda unutmamak gerekir ki, sırtında mitolojik tüm inanç ve insan birikimini taşıdıkları dönemdir.


Montaine şöyle demiştir; “Başkalarının bilgisiyle bilgin olabiliriz, ama sadece kendi bilgeliğimizle bile olabiliriz.” Bilgin, bilge ve filozof. Bilgin yetkin bilgiye sahip olandır. Her bilge aynı zaman da bilgindir ama her bilgin bilge değildir. Her filozof hem bilgin hem bilgedir ama bilgin veya bilge filozof değildir. Frederic Lenoir Arayanlar İçin Açıklamalı Bilgelik kitabında bilgeliği şöyle tanımlamaktadır; “ Soylu, bilinçli, aydınlık, sorumluluk yüklenmiş, sevgi dolu, uyumlu, adil, huzurlu, neşeli ve özgür bir hayat idealine yönelmek.” Bu yönelmeden süzdükleriyle insanlara öğütler vermek.


Bilge yaşadığı hayatı düşünür ve düşündüğünü yaşar. Andre Compte-Sponville

M.Ö. VII-VI. Yüzyıllardan bahsetmekteyiz. Afrika Kıtasında Akdeniz ve Nil kıyılarına sıkışmış bir bir hat boyunca kurulmuş kadim Mısır uygarlığı. Fırat ve Dicle kıyılarının kenarları ve arasındaki Mezopotamya uygarlığı. Hint-İran uygarlığı ve Çin Uygarlığı aynı dönemde kültürlerinin ve medeniyetlerinin en iyi örneklerini verdikleri dönemler. Bu dönemle ilgili ilgili diğer coğrafya parçalarında ne olup bittiği bugün bile bölük pörçük iken düşün tarihinin arkeolojisini yapmak imkânsıza yakındır. Düşünün ki Maya ve İnka uygarlıklarının arkeolojik buluntularına bile bugün tam olarak oluşabilmiş değiliz ve keşifler dönemde bunların düşün miraslarının izleri de diğer şeyleri gibi yağmalanmış ve halkları tamamen eski kültürlerine yabancı olacak şekilde asimile edilmiştir.


Aslında Anadolu coğrafyasında yaşayıp sürekli “Felsefe batıdan başlamamıştır” teranesi yürütenleri anlamakta zordur. Bugün karşı çıktıkları bu gerçek, aslında çoğunluğunu kendi topraklarındaki kadim bilgeler tarafından Ege kıyıları (Küçük Asya) ile Ege adalarında ortaya çıkmıştır. Yani felsefenin doğum yeri bugünkü Ege’dir. Bugünkü Çanakkale, İzmir ve Aydın kıyıları ile tam karşısındaki adalar bilgelerin doğduğu topraklardır. Bize kalan Mitolojiyi şöyle bir gözden geçirirseniz zaten Grek tanrılarından, Roma tanrılarına kadar Anadolu ve Mezopotamya tanrıları dâhil hepsinin hamurunun yoğrulduğu ve tanrılık günlerini keyifli geçirdikleri, tanrısal hikmetlerini bahsettikleri yerlerin çoğu bu coğrafyalardır. Yine unutulmamalıdır ki dünyanın en büyük tek tanrılı dinlerinden birinin kurucusu mucize doğumlu İsa’nın bile Meryem’in karnında bu topraklarda geçirdiği günler vardır. Yani İsa’da bu coğrafyanın suyundan ve yiyeceğinden nasibini almıştır.


Antik çağda aynı dönemde çoğu çağdaş bilgenin bir arada bulunması, Ege ve Akdeniz kıyılarının en refah dolu dönemine denk gelmesi ile doğrudan bağlantılıdır. Egede ve adalardaki site şehir devletleri arasında ara sıra çekişmeler, çatışmalar olsa bile bu dönem toplumun büyük kısmının varsıl olduğu dönemdir. Özellikle deniz ticaret yollarının çok canlı oluşu, Mısır ve Anadolu kıyıları ile Akdeniz içinde canlı alışverişin yarattığı bolluk, insanları farklı uğraşlarla meşgul olma lüksü ile tanıştırmıştır.


Bu bilgeler deniz ve su kenarlarına oturup derin düşüncelere dalarak bu bilgilere ilham yoluyla ulaşmamıştır doğal olarak. Gemici bir toplum, ekonomik sıkıntılardan uzak olan bireylerin birçoğu özellikle Mısır ve Mezopotamya coğrafyasına hatta Anadolu içlerine seyahatler yapmışlar, orada daha kurumsallaşmış ve çoğunlukla tapınaklarda rahip olarak görev yapan düşün ve bilim insanlarıyla iletişime geçmişlerdi. Bugün biliyoruz ki özellikle matematik ve geometri alanındaki birçok bilginin temellerini o seyahatler sırasında elde etmişlerdi. Bunun yanında yeni tanrılarla tanışmış onları kendi mitolojik tanrıları ile karşılaştırma kimi zaman eşleştirme imkânı bulmuşlardı.


Kendi mitolojik hikâyelerini o diyarlara taşırken, o Bereketli toprakların kadim mitolojisini de toplumsal kültürle beraber kendi yörelerine taşımıştı. Tapınak düşünü daha çok öğreticilik, nasihat ve temel itikatları hatırlatma üzerine kurulu olduğu için, o dönem ki tüm bilgeler ve tanrı elçileri için de bu bilgelik, öğreticilik hali geçerli idi. Ortadoğu coğrafyasında çıkan üç tek Tanrılı din, öncesindeki Akinetonculuk (Amoncu inanç) da insanlara öğretiler vaaz etmektedir. Kuran-ı Kerim dâhil diğer iki kitapta da Tanrı “düşünüp tutasınız, öğüt alasınız” diye bu vahiyleri gönderdiğini söylemektedir. Aynı durum İran-Hint dinlerinde ve Çin öğreti dinlerinde de aynıdır.


Doğu bilgeleri insanların yaşamlarına dokunacak çoğu geleneksel ahlaki ve pratik bilgiler vermiştir. Bu durum Batı bilgeleri içinde geçerlidir. Kimisi yasacıdır, kimisi dönemin hukukçusu, kimi bilge kraldır, kimisi arabulucu. Doğunun Aksakallı akil erenlerinden aslında bir farkları yoktur. Bilgeler de aynı din elçileri gibi geleneksel olanı, kabul görmüş dönem ahlakını insanlara nasihat ederler. İnsanların görmekte zorluk çektikleri kimi konularda pratik çözümler sunarlar.


Yedi bilgenin kimisi gökyüzüne bakmış, orayı gözlemlemiştir. Kimi toplumsal adalet sistemi üzerinde kafa yormuştur. Bazıları yöneticilik erdeminin örneği olmuştur. Bir başkası topluma birbiriyle uyum yaşaması için kanunlar vermiştir. Hepsi geleneksel inançlara ve törelere saygılı olmayı nasihat etmiştir. Görgü kurallarına uymanın insanı yücelttiğini vurgulamıştır. Düşünmenin boş bir eylem olmadığını bilgi ve düşünmenin insanın önüne maddi fırsatlar bile sağladığını kendi yaşamlarında topluma göstermiştir.


Felsefe ile mitoloji arasında kalan dönemde bazı bilgelerden söz edilir. Normalde sayılarının yediden fazla olduğu bilinen bu bilgelerin kimi kaynaklara göre isimleri de değişiklik göstermektedir. Bu yedi bilgelerin isimlerini Diogenes Laertikos “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri” adlı eserinde şu şekilde sıralar: “Thales, Bias, Solon, Khilon, Pittakos, Periandros, Kleobulos”. Laertikos bizim Evliya Çelebi gibi biraz abartmayı, şişirmeyi kulaktan dolmaları özellikle boşlukları çoğunlukla kendi yalanlarıyla doldurmayı sever ama yapacak pek de bir şey yok. Diğer kaynaklarda Laertikos kadar güvenilir (!) olduğu için biz de en popülerini seçmiş olduk. Aslında Koca İmparatorluk tarihini bile Âşık Paşazade gibi Selçukname’ye bile sokuşturmalar yaptığını bildiğimiz birini kaynak olarak göstererek yazmaktayız.


Bu yedi isim bildiğimiz felsefeciler değil, bilgelerdir. Aynı zamanda bildiğimiz felsefenin babalarıdır. Bunların arasında Thales felsefenin, Batı Felsefenin başlangıcı sayılmaktadır. Felsefenin ikibin küsur sene üzerinde düşündüğü “Arkhe” sorununu başlatan aslında Felsefe tohumunu “nemli” pamuğa yatırıp yeşermesi imkânını sağlayan düşün insanıdır.


Biz bu seriye bu giriş yazısından sonra Thales’le başlamayacağız. Onu en son yazımız olarak okuyacağız. Biz seriyi “Periandros, Khilon, Pittakos, Kleobulos, Bias, Solon ve Thales” olarak yayınlayacağız.

83 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Σχόλια


bottom of page