top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

TANRI, DİN VE ELÇİ KAVRAMI (ORTADOĞU MU, HEPSİNİN DOĞUM YERİ?)



“İnsan kendisinden ne yaratırsa ondan ibarettir…”

Jean-Paul Sartre

Ülke insanları olarak en sevdiğimiz üç konu vardır ve bu konularda herkes tavizsiz uzmandır. Bu konular din, siyaset ve futbol. İşin gerçeği uzman olduğumuzu sandığımız bu üç konuda da cehalet bilgesinden başka bir şey değilizdir.

Futbol ve siyaset şimdi tartışacağımız konu değildir. Tartışacağımız konu her Ramazan da sakız çiğnesem orucum bozulur mu? Oruçluyken yalan söylersem orucum bozulur mu? Oramdan buramdan su girerse orucum bozulur mu? Sorularıyla müthiş din bilgilerimizi sınadığımız ve Ramazan Âlimi Süper Starların kütüğü ağlatarak konuları açıkladıkları(!) sohbetlerin ana konusu olan Din yani İnançtır. Tüm dinler üç temel üzerine kurulur; Tanrı, din kurumu ve elçi.



Bizim bugün Peygamberlik müessesesi olarak andığımız ama İslam da yani Arapça olarak söylenen Resul (Rasûl) daha sonra ki dönemlerde bugün kullandığımız tüm İslami terminoloji gibi Farsçadan dilimize ve inanç sistemimize girmiştir. Bundan sonrasında aynı terminoloji üzerinden giderek Peygamber ifadesini içeren elçilik, taşıyıcılık, bildiricilik görevinin din ve Tanrı kavramı ile nasıl çıktığını dünyanın farklı coğrafyalarını dolaşarak incelemek gerekmektedir.



Din mi (inanç) önce çıkmıştır yoksa Tanrı mı önce çıkmıştır insanlık sahnesine cevabı yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan paradoksu gibi cevabı pek de kolay olmayan bir soru olmuştur. Bu konuları biraz açmadan Peygamberlik yani elçilik konusunu açıklamak imkânsıza yakındır.

Lidyalılar parayı bulmuştur, Sümerler yazıyı bulmuştur. Arkeoloji ve tarih biliminin son araştırmaları göstermiştir ki Tanrı ve Din kavramı da yine Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasına ait bir buluştur. Göbeklitepe ilk tanrı kültlerinin izlerini taşıyan kalıntılarla doludur. Kurumsallaşmış din ve Tanrı kavramının en fazla 3000 yıllık olduğu düşünüldüğünde mevcut tüm inanç sistemleri temelden sarsılmıştır. İlk Tanrılar ya da tüm Tanrıların Tanrıları bundan 15 bin ila 18 bin yıl öncesine tarihlenebilmektedir.



İnsanın inanca ihtiyacının nereden çıktığı, bu ihtiyaca bağımlı olduğu konusu daha çok antropolojinin ve psikolojinin konusudur. Bu sebepten dolayı biz konuya bu açıdan bakmadan Tanrı ve din üzerinden giderek cevap bulmaya çalışacağız. İnsanlık kendi icadı olan üç şeyin daha sonra kölesi olmuştur. Tanrı, zaman ve para. Bu üç şey anlatacağımız üç şeyi yakından ilgilendirmektedir.


İnsanlığın ilk tanrıları görünür haldedir. Yani bugün bulunan tanrı ikonları (en ilkelinden en modernine kadar) insan bilincindeki tanrı kavramının materyallerle gözler önüne serilmesinden başka bir şey değildir. Ve ilk tanrı figürü karşımıza doğurganlığı, bereketi ve yaratımı ifade eden kadındır. Yani insanlık tarihiyle beraber gelişen tanrı yolculuğuna kadın olarak başlamıştır. Tanrı ile beraber ilkel topluluk birlikleri (proto devlet) tanrıyı kendine bir güç sembolü olarak almıştır. İlkel devletçiklerin ilk liderleri (veya kral modelleri) bu liderlik güçlerini yine bu tanrılardan almaya başlamıştır. Böylece karşımıza ilk kral-elçi veya temsilci karakterleri çıkmaya başlamıştır. Bu kral-elçiler tanrılar ile ilişkileri ile toplumun tanrı mesajlarına (bunlar nedense hep kendi ihtiyaç duyduğu ve konumunu güçlendiren mesajlar olmaktadır) daha iyi ulaşabilmesi için yalnız tanrı işleriyle ilgili din sınıfı kurmuşlardır. Bu din sınıfı yurttaşların din ihtiyacını karşılarken, tanrıyı memnun etmek için yapılacakları vaaz ederken kimi zaman kâhin, kimi zaman bilge kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. Mesela Şamanizm’deki Şamanlar (Kam’lar) tam da bunun karşılığıdır. Sonrasında bu tür din sınıfı Krallar, kral elçilikten Tanrı Krallığa geçişlerinde bu tanrıların elçileri olarak da görev alacaktır.



Tanrı krallar döneminin en görünür örnekleri Mısır medeniyetidir. Bizlerin Firavun olarak adlandırdığı Mısır kralları birer Tanrı’dır. Rahiplerinin en büyüğü de bu yüce firavunun Tanrısal buyruklarını aktaran elçidir. Tabi ki bu elçi de ilettiği bu tanrısal buyruklarıyla ile yurttaşların Tanrıya bağlılığını pekiştirmekte, tanrıyı memnun etmek için görevleri ve ibadetleri aktarmaktadır. Bir taraftan bunlar olurken zaman dediğimiz insan icadı kum saati büyük bir Mitoloji oluşturmaktadır. Mitoloji, tanrıların artık yüce yüksekliklere çıkmaya başladığı dönemi işaret etmektedir. Büyük tanrılar kurulunun ya da ailesinin tamamı insani olan ama eklemlendirilen büyük ulvi güç ve mucizeleriyle bir taraftan insanla ilişkisini tam kesmemiştir. Yunan mitolojisindeki Zeus’un ölümlü kadınlara olan düşkünlüğü olan yarı tanrı İnsanlar aynı zamanda peygamberliğin yarı tanrısal halinden başka bir şey değildir. Ve bu mitolojik Yarı tanrı figürler Ortadoğu tek Tanrılı dinlerinin peygamberlerinde kendileri gösterecektir. Ve çok tanrılı dinler, pagan inançlardaki tanrı kültleri tek tanrılı dinlerde aynı onlarda olduğu gibi bir büyük tanrı ile onun etrafında başka başka unvanlarla tanımlanan ilahi yaratıklar olarak çıkacaktır. Orta Asya Türk (aslında tüm Asya’nın başlangıçtaki büyük tanrısı) Tanrısı Gök tanrı gibi. O da Zeus gibi tektir ama kurul da daha birçok tanrı ve tanrıcık vardır. Bugün Japonya da, Kore de ve diğer Asya toplumlarında (buna eski Çin de dâhil) İmparatorları hep Gök tanrıdır. Bu Gök tanrıdan başlayarak sonra gelişen alt Asya dinleri daha felsefik inanış haline gelmiştir. Ve bunların peygamberleri çoğunlukla günümüzde bilge olarak adlandırılmaktadır. Orta ve Üst Asya da Şamanizm haline gelmiştir ve Şamanlar Peygamber, kâhin ve rahiptir. Hint coğrafyasında din, tanrı ve peygamber evrimleşmesinde durum farklılaşmaya başlamıştır. Ana tanrılardan mesajlar alan peygamberler, tanrısallaşmaya ve dünyada iken tanrı olmaktadır. Peygamber tanrı formu Hint coğrafyasında Brahman ve Buda da kendini göstermektedir. Orta Asya da Türk Gök Tanrısı ile Çin Gök Tanrısı arasında belli bir dönem kültürleşen ve bir dönem Hem Çinin hem de Türk diyarlarının hâkimi olan Türk Moğol karması toplulukların kralları da aynı Çin’de gördükleri Tanrı kral modelini benimsemiştir. Bugün Teoman diye bahsettiğimiz proto Türk Moğol kral buna örnektir.



Asya dinleri köken olarak (Hint/Fars dâhil) Gök-Güneş dinleri iken Anadolu’nun güneyinden Ortadoğu’nun tamamı Sin yani Ay kökenli dinlerdir. Bugün bütün Sami uluslarının babası kabul edilen o yüzden vadedilmiş Kenan illerine giderek kendi milletini yaratan Abraham (milletin babası) bizim söyleyişimizle İbrahim Ortadoğu’nun Tanrısı ile ilk konuşan ve onunla ahitleşen Peygamberidir. Bu peygamberlik o dönem ki Hint/Fars ateşbazların görevleri ile aynıdır. Ve yeni bir din, tanrı ve peygamberlik anlayışı içermektedir. Bütün Ortadoğu Abraham dinlerinin peygamberleri ki bunların tamamı soylarını Abraham’a dayamak zorundadır. Çünkü Abraham’ın kendisi tanrısı ile ahitleşmesinin şartlarından biri Ortadoğu dinlerinin peygamberlerinin kendi soyundan gelmesidir. Abraham dininin peygamberlerinin tamamında şizofrenik elçilik durumu vardır. Görünmez, tanımlanamaz olan tanrısı ile kimi zaman direkt kimi zaman bir aracı vasıtasıyla, kimi zaman sesler duyarak kimi zaman büyük esin sanrılarıyla “vahiy” denilen ilhamlar almaktadır. Ve artık mucize gösterdiğine inanılan elçiler dönemidir. Tevrat’taki ifade ile peygamber RAB’in RABBİ’si olmuştur.



Din de aynı dünya doğası gibi dört elementin karakterine göre şekillenmiştir. Fars, Hint, Asya ve uzak Asya Ateş elementinin sembolü Güneş (Gök) üzerine şekillenmiştir. Antik Yunan ve Akdeniz kıyıları Hava elementi gibi Rüzgâr ile ilişkilidir. Tüm Anadolu toprak elementi gibi toprak kültü üzerine kurulmuştur. Ve Mezopotamya, Arap Yarımadası (yani Ortadoğu) su elementi üzerine kuruludur. Su ile bağıntılı gök cismi su’ dur. Suya Ay kadar hiçbir gök cisminin etkisi yoktur (gel-git olayı).

Çünkü her coğrafya ve iklim ihtiyaç duyduğunun etkisine kapılmaktadır. Asya güneşe ihtiyaç duyar hele ki dünyanın en yüksek dağ ve platolarının olduğu yerde güneş herşeyden fazla kutsaldır. Aynı İnka ve Mayalarda olduğu gibi Güneşe hem ihtiyaç vardır, hem de Güneş artık kutsaldır. Zamanı artık Güneş belirlemektedir.

Akdeniz ve Yunan coğrafyasının gemicilerinin ihtiyaç duyduğu rüzgârdır. Yani Hava artık tanrıdır. O yüzden Zeus hiddetini rüzgârla gösterir ve sevdiği ölümlü kadını kendi rüzgârıyla okşar. Ölümlünün rahmine o rüzgârla yarı tanrı yavrusunu yerleştirmiştir. Anadolu coğrafyanın tek seçeneği vardı toprak ihtiyacı, bereketli doğurgan hatta bütün tanrıların ve insanların anası toprak onlar için tanrıdır. O yüzden Anadolu hep bin tanrılı bir coğrafyadır ama baş tanrı topraktır.

ORTADOĞU NİYE DİNLER, TANRILAR VE PEYGAMBERLER DİYARIDIR?

Ortadoğu coğrafyasının dinleri su kenarı dinleridir ve Ay onların hep kıblesidir. Ateş diyarından mitolojik ateşler içinden karıncaların taşıdığı su ile kurtulan, onu yakacakken o su da balık olan odunların arasından suların diyarına yola çıkmıştır. Hâlbuki o suların doğduğu topraklarda yetişmiş, bir ateşbazın prens oğluydu. Ortadoğu peygamberlerinin hepsi döneminin en önde gelen kişileridir. Bu bir milletin babası adını alan Abraham içinde geçerlidir. Ve Ortadoğu tek tanrılı din hikâyesinin yazarı Abraham’dır. Öncesine atfedilenlerin hepsi o ve sonraki peygamberlerin mitolojik masallardan seçmiş oldukları karakterlerden başka bir şey değildir. Mezopotamya bereketli topraklarla beraber bereketli masallar diyarıdır. Ve Abraham okumuş, bilgili topraklarından taraftarlarıyla beraber çıkıp (Musa da öyle çıkmıştır, Muhammed de öyle çıkmıştır) bir tek kendisiyle konuşan tanrısının ona vadettiği “Kenan” (suyu ve bereketi çok yer)elleri gelip yerleşmiştir (aynı Musa gibi). Abraham tek tanrılı din olarak bildiğimiz (çok tanrılı dinlerdeki çok alt-tanrıya rağmen tek tanrı vardır. Tek tanrılı dinde bütün güç tek tanrıdaymış gibidir. Gerçekte alt tanrılar artık melekler ve şeytanlar olmuştur. Periler, musalar cin haline gelmiştir. Ve tanrı her şey muktedir olmasına rağmen bütün yeteneklerini bu altındaki yeni kavramlara delege etmiştir) kurumu oluşturması bir tarafa asıl önemli olan şeyi yapmıştır. Kavmiyet dinini yaratmıştır. Bu din ve tanrısı yalnız bu kavmiyete aittir ve bu kavim tanrı tarafından bizzat seçilmiştir. Diğer İmparator dinleri imparatorun tebaasının hepsini kapsamaktadır ve bu tek bir kavmiyeti değil bütün kavmiyetleri kapsamaktadır. Bu coğrafya da güçlü tek bir tanrı ve onun kudretli elçisi yeni doğan bu kavmin yaşamasının tek şansıdır. Şöyle söylenebilir, Ortadoğu da o dönemden bu yana sayısız peygamber niye var? Aslında hepsinde sayısız peygamber var, fakat su ayın peygamberleri diğer peygamberleri ortadan kaldırmıştır. Ve mesela Hava tanrıları M.Ö. 500 lere gelirken ölmeye başlamıştır. Bu ateş ve toprak tanrıları için de geçerlidir. Her imparatorun elinde başka bir forma girdiklerinden ömürleri çoğu kez İmparator kadar olmaktadır.

Bu yeni tanrı formsuz ve sınırsızdır. Özel bir durum yaratmıştır Abraham yeni tanrısında doğmamış, doğrulmamıştır. Her yeri kapsayan ve her yerde olan aynı zamanda her şeyi bilen, insanları bir sınav için dünyaya gönderen, en önemlisi de insanlara kendi ruhundan üfleyerek yaratmış bir tanrıdır. Abraham ilk olarak çevresinde oluşan köylerin her birine bir peygamber gönderdi (din açısından gönderen tanrı idi). Bunun en net örneği Lut’tur. O dönem mitolojik hikâyelerine baktığımızda aslında İbrahim ile beraber İbrahim’in kan bağı akrabası 12 kişi çevre köylerde peygamberdi. Bu 12 peygamberin köylerinin halkı daha sonra Musa’nın Mısırdan çıkardığı 12 aile ile aynı sayıda olması hiç de tesadüf değildir. İsa’nın 12 havarisinin tesadüf olmadığı ve Muhammedin ehlibeytinin sayısının 12 olması da tesadüf değildir.

Abraham’dan Muhammed’e kadar kimi rakamlara göre 125 bin peygamber geldiğinin iddia edilmesi de normaldir. Özellikle Yahudi krallıkları döneminde tüm krallar peygamberken, bunun yansıması kentlere yörelere görevlendirdiği valiler, yöneticiler bile peygamberdir. Ve özellikle Arap Yarımadasında bu Abraham’ın tanrısı kervan yollarının kontrolünü elinde almak için önemlidir. Abraham Urfa’dan en seçkin, okumuş zanaatkâr kesimi alıp çıkmıştır ve çıktığı coğrafyanın emek, üretim ve ticaret damarlarını kesmiştir. Aynısını Musa yapmıştır. Mısır Kral tanrısının ekonomik ve emek gücünü çökertmiştir. Hikâyede anlatılan Firavunun Musa’yı askerleriyle yakalamaya çalışmasının tek sebebi, Mısır ekonomisinin üreticilerinin gitmesidir. Su tanrısı Nil’le getirdiği bereketi geri almış, Mısırın ateşini söndürmüş ve Mısırın Güneşinin yeryüzündeki temsilcisi Kral tanrısını su da boğmuştur. Aynısını Hendek Savaşında Farslılardan destek alan Mekkeli Kureyşlileri yine Abraham’ın su tanrısı su da boğmuştur. Çünkü o dönemde de Fars coğrafyası için ateş tanrısı hâlâ kutsaldır.

Arabistan çöllerinde ve Mezopotamya da peygamberlik artık ticareti ve kavmin konumunu belirleyen güçtür. Ve coğrafya insanının bir şekilde Abraham’ın mirası üzerinde yaşadıkları sürece başka bir şansları da yoktur.

Bu dinlerden ikisinin sonrasında nasıl kavmiyet dininden İmparatorluk dini haline geldiği ayrı bir yazı konusudur.

Siber Çağa Giden Dünya da İnsanların Yeni Tanrısının Konumu Nasıl Olacaktır?

Mitolojik tanrıların ölmesinden sonra, İmparator tanrılarda ölmüştür. Nasıl zaman kavramı Yirminci yüzyılda dinsel motiflerden kurtulup dünyevi ilahi anlamının dışında kuantum kozmik bir hal almıştır. Para artık Lidyalıların değiş-tokuş aracı olmaktan yeni binyıl da bambaşka bir forma bürünmüştür. Para artık Para tanrılarının tapınaklarının dışına çıkıp o da sekülerleşmektedir. Para artık tanrının veya tanrıların aracı ve hazinesi değildir. Her birey paranın tanrısı haline gelmektedir. Tanrı kavramı da son binbeşyüz yıllık (öncesi de var ama biz son kısmı alıyoruz. Çünkü o dinler sürecinin her aşamasında tek tanrı da evrilmiştir) konumundan tahtından inecektir. Luther tanrıcının hapishanesini reformla kapatırken, Nietzsche tarafından tanrı kavramının ölüm ilanı yayınlanmıştır.

Yeni siber dünyanın bireyi, dünyası ve tanrısı nasıl olacaktır? Günümüz felsefecilerinin bu konuya kafa yormasının zamanı gelmiştir.











140 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

YOL

Comments


bottom of page