top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

SU, FELSEFE VE YENİLİKÇİ DÜŞÜNCE



Felsefe ve su. Kadim zamanlardan beri düşünmek ve su. Düşünmenin bir disipline dönüşmesi dediğimiz felsefe bile su ile ilişkili. Devrimci filozof Heraklitos değişimin önemini "Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz" diyerek, Thales hayatın başlangıcını neme (suya) yükleyerek yapmıştır bunu. Su insanın kendisidir. İnsan su gibi hareket halinde olduğu için canlılar içinde düşünen bir varlık olarak insan olmuştur. Su harekettir. Hareket yenilik, yenilenme ve değişim demektir. Duran, durağanlaşan sözün özü dogma olan hiçbir şey yenilenemez, değişemez. Dogma, statiktir. Düşünce olarak olan sürdürülebilirliği aynısını nakletmekten başka bir şey değildir.


Harekete geçemezseniz değiştiremezseniz. Harekete geçmezseniz, düşünemezseniz. Hayatın kendisi de aynı su gibi akar. Bu akma canlı varlıklar için geçerlidir. O akış sırasında aynı Heraklitos’un nehri gibisinizdir. Hareket halindekinin hiçbir anı bir önceki anı ya da bir sonraki anı gibi olamayacaktır.

Atalete meyilli bizim gibi toplumlarda harekete geçiren Arşimet gibilerdir. Demiş ya Arşimet “bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım" diye. İşte o insanlar bu toplumun içindeki potansiyel enerjisi harekete geçirirler.


Toplum külteye dönüşmeye başladı mı? Onu devrimci gibi harekete geçirmek gerekir. Felsefe işte o devrimciyi harekete geçiren dayanak noktasıdır. Felsefenin en başında düşünmek devrimci harekettir. Her insan içindeki potansiyel enerjisi ile devrimcidir.


Geçen hafta Cuma günü Heraklitos’un nehrini ve Thales’in su ile ontolojik bağıntısını daha iyi anladım. Kant’ın düşüncedeki saf aklın eleştirisinin nasıl bir harekete geçme ile felsefeyi yeni sulara yelken açtırdığını, Nietzsche’nin nasıl bir dayanak noktası ile Zerdüşt’ü insanların arasına indirecek hareketi yaratabildiğini gözlerimle gördüm.


Çok zaman önce Linkedin de felsefecilerle (ki çoğu zor karakterlerdi) öğle yemeği sohbetleri yapabilen, onları kadim tarihin tozlu sayfalarından o yemeğe getirmek için harekete geçiren bir genç akademisyenle tanıştım; Ferhat Demir. İş dünyasında çok uzun süredir bir sürü yeni kavram (birçoğu aslında eski, süslenip, allı pullu ambalajlarla süslenmiş, içi boş) dolanmaktadır. Hele ki son 25 yıldır kavramlara tanım bile yetiştirmekte zorlanıyoruz. Yeni iş yapma teknikleri, yeni ekonomi sahasında bir sürü uzmanla (!) pazarlanıp durmaktadır. Bu yeni ekonomi de herkesin bir hikayesi (nedense hep başarı üzerine) olmak zorundadır. Yepyeni mecralar, yeni yatırımcı modelleri ortaya çıkmıştır. Ve bu yeni ekonomi herkesi potansiyel girişimci olarak kodlamıştır bir kere.


Bu hay huy arasında biri başka bir şeyler söylüyordu. Kendini tanımladığı titre göre “İnovasyon delisi” idi. Felsefe ve deli tam benim kalemim dedim. Kendisi ile tanışınca bunu daha iyi anladım. Her devrimci gibi insanları harekete geçirmek için kendisinin harekete geçmiş olması gerektiğinin farkındaydı. Su gibi düşünüyordu. Eğer denize ulaşmak istiyorsa o koca dağı delip geçmeliydi. Harekete geçen suyu dağ bile durduramaz onu da biliyordu. O koca dağı harekete geçirecek dayanak noktasını öyle ölçüp biçmişti ki, etrafında kendisiyle yola çıkanlarla beraber koca dağı harekete geçirdi.


İnsan bir evrensel devinim içindedir. Ontolojik, epistemolojik, fenomen olarak ya da varoluşçu, nihilist, yapısalcı, yapı sökümcü hangi felsefik açıdan bakarsak bakalım, insan hareketle insan olur. O hareket insanın evrensel devinimini sürekli kılar. Evrensel devinim insan için her anı devrimsel ve inovatif olmak zorundadır. Birey eğer statik hale gelirse evrensel devinim yerine düz bir hayat çizgisinde yalnızca oluş ve bozuluşu yaşar ve sonlanır. Birey hayatının dinamiklerini harekete geçirirse evrensel devinimini başlatır. O devinimin her anı oluş bozuluş döngüsüne girer. Her oluş yenidir aynı İnovasyon gibidir. Süreklidir. İnovasyon da bir kere inovatif oldu bitti süreci değildir.


Geçmişte yaşamayın, geçmiş zaten belleğinizde onunla hesaplaşmayın, büyük davalara girişmeyin. Geçmiş ölüdür, geçmişte yaşayan ölüdür. Bir tek ölüler geçmişi yaşar. Bugünü yaşarken dikkatli olun, bugünü yaşayan ölecek olandır. An'da yaşamak bugünü yaşamak değildir. Bugünü yaşarken geleceği inşa edenler yaşayanlardır. Onlar an'da yaşar. Her oluş ve bozuluşu anda olur. Anda doğar, bir sonraki ana doğar. Gelecek inşası budur. Evrensel devinim budur. Anda olmak, anda doğmak, sonraki an'da doğmaya hazır olmaktır. Her doğum anı inovasyondur.


Sartre “İnsan kendisinden ne yaratırsa ondan ibarettir…”. İşte o kendinden yaratma hadisesi harekete geçme ile olur. Sartre üstadın bu sözüne bir ekleme yapmak gerekmektedir o da ÖZGÜR kelimesi. Özgür insan kendini yaratabilir, özgür insan yaratabilir ve özgür insan eleştirel düşünebilir. Düşünmek tek başına yeterli değildir. Eleştirel Düşünme yoksa düşünmek, günlük rutini akıldan geçirmekten başka bir şey değildir.


Özgür insan diğer özgür insanlardan daha aykırı olmak zorundadır. Bu aykırılık (farklılık yaratma) yanında şeffaf olmak zorundadır. Devrimci ve yenilikçi İnsan özgür, aykırı ve şeffaf olduğunda, insanın öz hali gibi yalın olduğunda harekete geçmiş demektir.


Ben bu tür insanlara “sürüden ayrılanlar diyorum”, bütün sürü kurdu düşünürken o özgür, aykırı, şeffaf ve yalın olarak bu kurdun sürünün zihninde olduğunu başta çayırları bu sürü ile görme ihtimali olmadığını bağımsızlığın ona bu imkânı vereceğini görmüştür. İşte o sürüden ayrılmaya karar vermesi devrimciliğini, sürüden ayrılma eylemini gerçekleştirmesi de inovatif yönünü göstermektedir. O sürüden ayrılan harekete geçip çıktığı yolda unutmayalım ki ilk başta tek tük sonra büyük bir takipçi olduğunu görecektir.


Su yalındır ve su özgürdür. Aslında su aykırıdır. Suyun bir yanıcı ile yakıcının birleşimidir. Su doğadaki her şey gibi yalnızca hareket halinde enerji üretir. Suyu hapsettiğinizde o niteliğini kaybeder. Ondan enerji üretmek için baraj yapılır, o baraj önündeki baraj gölünden değil, oradan özgürlüğe akan sudan enerji üretebilir. Ya da bir su değirmeni yapıldığı dereden su akarsa değirmeni döndürür. Rüzgâr da öyledir. İnsan da öyledir.


İnsan geleceğe doğru bir atılıştır, bir gelecek bilincine varıştır, kendini yaşayan bir tasarıdır. İnsan özünü kendi yaratır: dünyaya atılarak, orada acı çekerek, savaşarak… İnsan sorumludur. Varlık özden önce geldiğine göre, insan ne olduğundan veya olmadığından sorumludur. Özünü kendisi tasarladığına göre sorumluluğunu da omuzlarına yüklenmesi gerekir. Hem, bu sorumluluğu sadece kendisine karşı değildir, bütün insanlara karşıdır. Çünkü insan kendisini seçerken bütün insanları da seçmiş olur, olmak istediğini yaratırken herkesin nasıl olması gerektiğini de tasarlar.


İnsan özgürdür. Hem sadece özgür de değildir, özgür olmak zorundadır. Çünkü yaratılmamıştır, kendi kendisini yaratmıştır. Çünkü bütün yaptıklarından, tutkularından bile sorumludur. Tutkular kötü edimler için bir özür değildir. Çünkü yeryüzünde insana yol gösterecek kendisinden başka hiçbir şey yoktur. Çünkü her insan kendisinden öncekileri istediği gibi yorumlayabilir. İnsan yardımsızdır, desteksizdir, bir başınadır, bırakılmışlık içindedir. İnsanın yapacağı el değmemiş bir gelecek vardır, insan insanın geleceğidir. Bunun içindir ki, insan insanı bulur. İnsan değerlerini kendi yaratır. İnsan yaşamaya başlamadan önce hayat yoktur, hayata anlam veren yaşayan insandır. Değer denilen şey insanın seçtiği bu anlamdan başka bir şey değildir. Yorumlar farklı olduğu için genel bir ahlâk yoktur, zira anlamı seçen sonuçta gene bizleriz. Çünkü öğüt alacağı kimseyi seçmekle insan kendini seçer. Yapacağınız şeye sonuçta ancak kendiniz karar verirsiniz.


Gerçekte insan kendi hayatından başka hiçbir şey değildir. İnsan erdemlerini kendi yaratır. Korkak ya da kahraman olmak insanın kendi elindedir. İnsan ancak elinden geleni yapabilir ama yapmayı tasarladığı her şey de elinden gelir. Her şey bir seçiş meselesidir ve her seçişin bir sebebi vardır. Zira harekete geçmemiş duygu hiçbir şey değildir. Duygu insana doğru yolu göstermez. Evrensel Devinim "özgürsünüz, yolunuzu kendiniz seçin" demektedir. Aynı suyun yaptığı gibi, ya da felsefecinin düşünme eylemine başlaması gibi. Su nasıl kendi yoluna kendi karar verirse, felsefeci de kendi düşünme yoluna kendi karar verir. Aynı insanın yapması gerektiği gibi. Bir insan için toplumda değişmeyen bir zorunluluk varsa o da şudur: Dünyada yaşamak, bir iş görmek, başkaları arasından bulunmak, ölümlü olmak

39 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page