top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

MOR ŞEHİR






Bir renk hiç burada olduğu kadar kudretli olmamıştı. Mor renk asaletin olduğu kadar entrikanın rengi oldu. Bir imparatorluğun rengiydi, mor. Bir dünya kentinin rengiydi, mor. O kentin simgesi ağaca yansımıştı, olmuştu Erguvan, mor olmuştu Erguvani... Roma'nın ihtişamlı imparatorları ve imparatoriçeleri Konstantinopolis'teki büyük sarayda erguvani pelerinlerini omuzlarına aldılar mı, bütün dünya erguvani ayakkabılarının altına serilirdi. Dünyayı bu Erguvani/mor pelerin örtmüştü. Tül bir perde gibi değil, aydınlığı kapatacak şekilde örtmüştü.


Ortaçağa yukarıdan baktık mı rengi Mor'du. Bu rengin altı kapkaranlıktı. Üsteki ihtişam altta yoktu. İlkçağın muhteşem imparatorluğu nasıl Roma İmparatorluğu şehri Roma ise, İlkçağı başlattığı gibi bitirende yine Roma imparatorluğu Roma merkezli idi. Roma, çağların Emperyali idi. Batı da İlkçağın ihtişamını kurmuşken, Doğu da Ortaçağın karanlığını inşa etmişti. Bu yeni Roma'nın (Doğu Roma) kenti ise Konstantinopolis'ti. Büyük Roma Emperyalinin ve şehrinin rengi mavi, Doğu Roma ve şehrinin rengi ise Mor/Erguvani.


Konstantinopolis "Ortaçağ bataklığı".


"Ortaçağ" terimi, 15.yüzyıldan kalmadır. İtalyan edebiyatçıları ve tarihçileri çevresinde ortaya çıktı bu terim(1). Aydın kesim İlkçağ ile Yeni Çağ (Rönesans) arasındaki bu çöküntü karanlık mağaraya bu adı vermiştir. Bu meşhur zaman çizelgesi insanların bulunduğu coğrafyaya göre belirlediği zaman tarifesidir. Kural olarak belirlenmiş bir yapısı da yoktur. Kimisi Doğu Romanın banisi I. Constantinus'un Byzantios'un kentini Konstantinopolis yaptığı dönemle başlatır, kimi Roma kentinde artık Emperyalliğin bittiği tarihle, kimisi de yeni dinle tanışan Müslüman Arapların Endülüs'e akınlarına kadar götürür işi 8.yüzyılda başlatırlar. Ben Ortaçağı 532 Yılının Ocak ayında bir Pazar günü Nika Ayaklanmasının bastırılması için otuz bin insanın kılıçtan geçirildiği o andan itibaren başlatıyorum, öncesi bu çağın kuluçka dönemi diyebiliriz. Fakat sonrasında yumurtadan çıkan o siyah civ civ hiç de güzel bir kuğuya dönmedi. Kuzgun olmuştu, Bizans entrikalarının simgesi kuzgun olacaktı. Roma Ortaçağ tarihi, feodal rejimin, yani feodal sosyo-ekonomik oluşumun tarihidir aslında (2).



Roma doğu ve batı diye ikiye ayrıldıktan sonra hikâye yeni başladı aslında. Muhteşem bir dünya emperyalinden nur topu gibi iki çocuk doğmuştu. İlginçtir Batı'nın Sezar'ı Büyük Komutan Konstantinos her nasıl olduysa Doğu Roma'nın İmparatoru oldu. Hayallerindeki şehri kurmaları için adamlarına emir verdi; meydanları, hipodromu, sarayı her şeyi ile inceden inceye tasarlanmış bir şehir. Roma gibi yedi tepe üzerine kurulu yedi direkli bir imparatorluk. Konstantinos 'un imparatorluğu ihtişamın sembolü olacaktı aynı Büyük Roma İmparatorluğu gibi. İşin özü bu muhteşemliğin parlaklığı altında çöken bir imparatorluğun kalıntılar vardır. Hem Roma hem de Konstantinopolis bir buhranı parlak ışıklar altında yaşamaktaydı. Özellikle 400 yıllarında bütün Batı dünyasının kalemleri ihtişamdan haşmetlikten Roma'nın muhteşemliğinden bahsetmekteydi. O dönemin Batı dünyası için uygarlık Roma sınırlarıyla başlıyor ve bitiyordu. Çin, Pers, Hint, Arap, Berberi Kültürleri geri, çağdışı, ilkel hatta barbar sayılıyordu.


İlkçağ gelişmelerin yeni toplumsal durumların, siyasi değişimlerin özellikle felsefenin din yılı idi. İlkçağ son düzlüğünde Roma ihtişamına şekillendirebileceği, Mısırın, Arap Yarımadasının ve Perslerin biraz da Hintlilerin dinlerinin bir karışımı görünmeyen her şeye muktedir yapısı ile tam bir hegemonya dini olan Yahudiliğin yeni versiyonunu bahşetmişti. Roma hukuku zirve yapmış, bayındırlık-mimarlıkta çağın doruklarına çıkmış uygarlıktı, bir şeyleri eksikti tahtla uyumlu olacak bir din. O da Yahudi kundağı Kudüs'te doğdu, yürümeye sorulara cevap vermeye Roma'daki meşhur kayanın üzerinde başladı. Bu yeni din "Sezar'ın hakkını, Sezar'a" veriyordu(3).

Konstantinos 'un yeni bir şehir, yeni hükümdarlık sevdası. İmparatorluğu ikiye bölmekte kalmadı. Aynı dini de ikiye bölmek zorunda kaldılar. Her Sezar'ın Jesus'u kendineydi. Yeni kent yeni sınırlarıyla yeni imparatorluk. Byzantion bir paradokslar mekanıydı. Konstantinos bunu ölüm döşeğinde fark edecekti ama çok geçti. Pandoranın kutusu Roma İmparatorluğu için açılmıştı. Geri dönüşü olmayan zamanda geleceğe yolculuğun her şeyi meçhuldü.


Megaralı Byzantios kızlarına miras bıraktığı bu büyülü güzellikteki lanetli yer, o ihtişamıyla beraber Yeni İmparatorluğu sorunlar bataklığında yaşattı.


Geç ilkçağda tökezlemeler ve duraksamalarla 500lere gelen Roma, 532 senesinin daha ilk ayında o karanlık altı günden sonra artık ortaçağın İlkçağ gibi olmayacağı o Mor renginin asaleti ve güzelliği yanında çağın kapkara, puslu bir renge sahip olacağı belli oldu.


Konstantinopolis yeni dinin, yeniden şekillenmesinin merkezi olacak. Yeni din anlayışı tarafından kutsanan şehir, artık İmparatorluğu gibi Ekümenik bir hal alacaktı. Şehrin bir başka Ortadoğu kökenli yeni dini tarafından merkez ilan edilene kadar, dinin merkezi iddiası, diğer İmparatorluk merkeziyle birlikte sürüp gidecekti. Kontanstinos'un şehri artık din merkezli her şeyin dine göre (!) şekillendiği tabi bu şekillenme bizzat tahtın belirlediği gibi olması tesadüf değildi.


Nika ayaklanmasından sonra artık tüm felsefe (düşünce okulları) kapatıldı. Felsefe artık uzun süreli bir kış uykusuna yatmıştı. Dogmalar ve kabuller geçerliydi. Feodal yapı yeni baştan kuruluyordu. Tek mutlak güç tahtın sahibindeydi, ona da bu gücü yine tahtın kontrolündeki kilisenin Tanrısı veriyordu. Hukuk artık Roma'nın ki gibi değildi, hukuk kaybetmişti. Hukuk artık tahttı. O büyük hukuk külliyatı be birikimi Roma da taş dehlizlerin içinde karanlıklara gömüldü. Doğu Roma da Jüstinyen kadar öyle büyük imar hareketi kentin yeniden kuruluşu dışında görülmemişti. Roma mimarisinden sıyrılıp daha mistik doğu çizgileri taşıyan Anadolu'nun mozaikçiliği ile benzenmiş bir yapılar sinsilesi ortaya çıkar. Doğu Roma sanatı daha çok din ağırlıklı biraz ikonlaşma üzerinedir. Müzik renkli canlı ve ahenkli değildir artık. Nika ayaklanmasından sonra hipodromlardaki coşkulu karşılaşmalar, gösteriler yasaklandı. Gösteri sanatları artık bitmişti. Özellikle tiyatro eserleri üretimi durdu. Patrikhane muhafazakarlaştıkça, Vatikan'da muhafazakarlaşıyordu. Birbirleriyle çekişirken, toplumu da bu karanlığa doğru çekiyorlardı.

Hıristiyanlık Doğu ve Batı Romalıları için başka anlamlara geliyordu. Bu anlamları perçinlemek içinde her dinin doğasında olduğu üzere ilk önce kendi doktrinini dogma haline getirmeye başladı, anlayışları yöneten din önderleri. Sonra bu dogmalara göre toplumu şekillendirmeye başladılar. Çarmıha gerilerek tüm insanlığın günahlarının kefaretini ödeyen İsa'nın sevgi dini. Şimdi aynı çarmıha İsa'nın dinine karşı gelenleri germeye başladı. Çarmıh hegemonyanın emrindeydi yine. Ve o çarmıh İsa'yı gererken de, güya İsa (kilise) karşıtlarını gerekenken de Roma'nın (hegemonyanın) malıydı.


Kiliseler otoritelerini oturtabilmek, etki alanlarını artırabilmek için, ilk düşman olarak kendilerine Sanat ve Bilimi gördüler. Felsefeyi din dışı olarak belirlediler. O kadar felsefeden koptular ki Endülüs Arapları antik Yunan ve Latin felsefe ve bilim metinlerini çevirip okumaya başlayana kadar kilise tarafından unutturulmuştu.


Ortaçağ boyunca Batı da ve Ortadoğu da tek tanrılı dinler yeniden yapılanıyordu. Toplumsal meşguliyet mistikti. Roma gibi bir dev parçalanıyor, beraberinde 400lerin sonu, 500lerin başından itibaren mikro buzul dönemi başlamıştı. Özellikle Avrupa ve Asya'nın Kuzeyi ile Asya'nın Orta bozkırlarından yoğun hiç görülmemiş bir şekilde kavimler göçü başlamıştı. Ve daha ilkçağ çağdaşlaşmasını yaşamamış, tamamına yakını konar-göçer barbar hatta vahşi olanları bulunan kavimler ve topluluklar Batıya, Güneye doğru akın akın geliyordu. Hayvan gütmeyi, ata binmeyi ve yağmayı bilen bu topluluklar da Ortaçağa geçişte yardımcı olan faktörlerdendi.


Roma gibi bir hegemonya parçalanıyordu, ondan pay isteyenler, yıllarca vassal kalmış sonrasında varsıl olmak isteyen tahtlar hep tetikteydi. Bu öyle bir fay hattıydı ki, bu deprem yalnız çağı değil çağları etkileyecek. Tüm Jeo-politik sistemler haritası yeni baştan çizilecekti. Bu mirası taşıyacak olan Doğu Roma (sonradan Bizans diye söylenecek), pek çok imparatorluğun tersine, ... fetihle büyümemiş ama daha ziyade, kendisini Augustus ve haleflerinin "yüksek İmparatorluğu'ndan geliştiren halihazırdaki bir siyasi sistemden yola çıkmıştı. 4. yüzyılda Konstantinopolis'e yerleşen göçmenler dışardan değil, Roma İmparatorluğu'nun mevcut topraklarından geldiler (4).




Roma dünyasının bunalımı dünyayı depresyona sokan bir süreçti. Bu depresyonun adı sonrasında Ortaçağ oldu. Server Tanilli bu bunalım sürecini çok iyi açıklamakta ve bize Ortaçağa götüren yolu tarif etmektedir. "Gerçekten 3.yüzyılın ortalarından başlayarak, Roma İmparatorluğu gitgide zor koşullar içindedir. Sınırları üzerinde yığışan ve -kuşkusuz- başta Roma dünyasındaki zenginliğin çektiği barbar dalgalarını o sınırlarda tutmak ya da az çok yola düzene koyma çabasının yanı sıra içerde askerlerin başkaldırı ve el koymalarıyla sürekli tehdit edilen imparatorluk hükümetinin istikrarını sürdürmek için çabalamak, korkunç bir gerginliği de getirmiştir beraberinde. 4.yüzyılın sonlarında büyüklüğü ve görkemi çağdaşlarının hayranlığını hâlâ toplayan imparatorlukta, ancak tarihçinin görebileceği tehlikeli eğilimler vardır: Bir yandan Romania'nın, Constantinus'un ölümünden (337) sonra, artık her biri hemen hemen kendi imparatoruna tâbi Doğu bölümü ile Batı bölümü yavaş yavaş birbirinden kopmaktadır; öte yandan bütün iktisadi, siyasal düşünsel ve dinsel zinde güçler Grek Doğu'da toplandığı için, Latin Batı'da antik uygarlığın temelleri desteklerini yitirip göçmektedir" (5).


İlkçağ kültürü, 6.yüzyılın ortalarına kadar batının bir kısmında özellikle Frank Avrupa'sının güneyin de özellikle heykelcilik olarak yaşamaktaydı. Sürekli yağmalamanın artması ve güvenliğin kalmaması ve heykel sipariş edecek soylu sınıfının yozlaşma baskısıyla kentleri terk edip kırsala sığınması ile heykel, resim ve yazım eserlerine talebi azaltmıştı.


Kaynakça:

(1)(2) TANİLLİ Server. Yüzyılların Gerçeği ve Mirası Ortaçağ: Feodal Dünya. II.Cilt. İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul, 2020. s: 5

(3) İNCİL, Matta 22. https://incil.info/kitap/Matta/22

(4) CAMERON Averil. BİZANSLILAR. Çev: AKPINAR, Özkan. İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul, 2016. s:7

(5) TANİLLİ Server. Yüzyılların Gerçeği ve Mirası Ortaçağ: Feodal Dünya. II.Cilt. İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul, 2020. s:13


11 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page