top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

HADİ GEL KÖYÜMÜZE İNOVASYON YOLCULUĞU YAPALIM....



İnovasyon, sürdürülebilirlik yeni binyılın en sihirli kelimeleridir. Daha on yıl önce daha başka sihirli kavramlar vardı hayatımızda çoğu unutuldu gitti. Bu unutulma her coğrafya da olmuyor doğal olarak, üçüncü dünya ülkelerinde yani üretmeden bulduğu ve duyduğu her şeyi tüketen (çekirge sürüsü benzeri) toplumlarda oluyor bu hafıza kaybı.


Türkiye de İnovasyon konusunda ciddi çalışmalar yapan kendi tabiri ile İnovasyon delisi Ferhat Demir’in 27 Ekim 2021 tarihli Dünya gazetesindeki köşe yazısında tarım konusu ile ilgili çok faydalı bir yazı kalem almış ve aynı gün Linkedin de bu konu ile ilgili içinde önerileri de olan bir paylaşım yapmıştı. Paylaşım da ülkemizde tarım konusunda çalışma yapan değerli uzmanlara da konu ile ilgili katkı yapmaları hususunda çağrı da bulunmuştu. O değerli tarım uzmanları kadar olmasa bile konu ile ilgili belki de başka bir bakış açısı olur ümidiyle o değerli insanların sabrına ve hoşgörüsüne dayanarak bu ciddi konu da bir şey yazmak istedim. Bu ciddi konu da bir şeyler yazacağım, belki okuyanlar etiketinde felsefeci yazan birinin ahkâm buyurması nasıl bir iş diyebilir, onu baştan engellemek adına kendim ve tarımı açıklayayım. Ucundan bucağından teknik bir insan olmam, toprak ve tarımla ilgili özellikle ülkemin endemik bitki türleriyle ilgili bayağı bir çalışma yaptığım için, erozyon konusunda bayağı bir Anadolu turu atmamdan dolayı tarım için bir şeyler söyleyebilir diye düşünüyorum. Ben Marx’ın belirteceğim sözündeki gibi yorumlayacağım yine onun belirttiği gibi değiştirmek için ne yapılabilirliğini yazıya dökeceğim, ne diyor Marx; “filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli şekillerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.


Anadolu coğrafyasında tarım sorun olmaya ilk tarım yapılmaya başlandığı zaman başladı diye başlamak belki çok iddialı olacak ama bir sorun kaynağının ilk ortaya çıktığı andan itibaren potansiyel olarak onunla beraberdir zaten.


Konuya bir yerinden başlamak için Demir’in yazısının başlığında belirttiği “İnovasyonla Köye Dönüş Nasıl Başarılır?” hedef sorusuna cevap bulmaya çalışalım. Planlaması olmayan bir ülke de ne yaparsanız yapın sonuç alınamamaktadır. 1990’lara kadar plansız bir şekilde kırsaldaki işgücünü, kentlere ucuz niteliksiz işgücü olsun diye dolduruldu. Şimdi bu kentleri mega-köylere dönüştüren yoğun niteliksiz nüfusu tekrar köylere göndermeye çalışmak gibi bir durum ortaya konmaktadır. Türkiye coğrafi olarak verimsiz bir şekilde köy ve mezralara bölünmüş bir yapıdadır. Nüfusu iki binleri bulmayan ilçelerde elli hatta yüz köy bulunduğu olmaktadır. Türkiye’nin kalkınması tarımla olacaktır fakat bu köy ve köylülükle değil çiftlik ve çiftçilikle olacaktır. Önceki aylarda yazdığımın Köylü mü? Çiftçi mi? İsimli yazımda ülkemizde köylülük kutsanırken, bu tarımın ve teknolojik üretimin gelişmesi önündeki en büyük engellerden biri olduğunu baştan kabul etmek zorunludur.


Bu sorunun bizi götürdüğü aslında tarımla ilgili her sorunun bizi getirdiği nokta; bu ülke ve ülke insanında eksikliği olan Strateji, planlama, eğitimdir. Bu ülke de nitelik ve nicelik tercihleri konusunda farklılıklar vardır. Köylü niceliği tercih ederken, çiftçi niteliği tercih etmektedir.


Tarım uzmanları çoğu zaman sorunların etrafında dolanırlar, asıl söylenmesi gereken şeyleri söylemezler, ağızlarında bazı ezberlerle sorunu belirtmeye çalışırlar. Sorunun kökenini bilmedikten ve bilip de yüzleşmedikten sonra ortaya konulacak tüm çözümler ya da tedaviler geçicidir.


Nüfus planlamasını elinde patlamış bir toplum şişkin bir aç yığınla karşı karşıya kaldı. Tarımı bilmeyen düz köylü zaten köyde de açtı, tarımsal üretime bin yıllardır hiçbir faydası bulmamaktaydı. Şimdi buralarda nüfusu yoğunlaştırarak çevresel etkilerden zarar verilmemiş o yüzden tarımsal özelliğini kaybetmemiş topraklarda betona ve ranta dönüşecektir.


Konya kadar büyüklüğü olan Hollanda diye başlayan cümleden sonra 1970’lerden itibaren duyduğumuz herkesin bildiği ezberler söylenmektedir. Konya da niye olmuyor? Hollandalı mı ithal edelim, ya da Konyalılarla Hollandalıları mı yer değiştirelim? Hiçbir değil tabi ki. Konyalıların anlayışını (maksat Konyalıları hedef almak değil Konya kelimesi yerine Türkiye’yi koyabilirsiniz) değiştirmektir. Türk insanı bazı gerçekleri de artık kabul etmek ve kendi uydurduğumuz yalanlara inanmayı bırakmak zorundadır. Türkiye tarımsal olarak hiçbir zaman kendi kendine yeten bir coğrafya olmamıştır (tarihsel sürecin bildiğimiz tüm dönemlerinde). Yine Konya örneğinden gidersek Konya ve İç Anadolu hiçbir zaman tam anlamıyla tahıl ambarımız olamamıştır. Tahıl rekoltesi yüksektir ama planlama, yatırım ve eğitim eksiklikleri ile toprakların miras yoluyla gittikçe küçülmesi sebebiyle en önemlisi de beton yatırımlarıyla üretmeden rantla kazanç daha geçer akça olması bu sonucu doğurmuştur.


Toprak reformunu yapamadan Hollanda mucizesini beklememiz imkânsızdır. Tarım arazilerini imara açmaktan vazgeçmedikten sonra bir İnovasyon yapabilmenin imkânı yoktur. Yani en başta nüfus planlaması bu ülkede stratejik bir konu olacak, sonra tarım başlı başına stratejik sektör olarak dizayn edilecek, bu stratejik planda tarım arazileri, tarım ürünleri, canlı çeşitliliği belirlenecektir. Tarım sanayi ve teknolojisi için özel planlamalar yapılacaktır. Tarımın köylünün değil eğitimli ve örgütlü çiftçilerin işi olduğu anlayış olarak kabul edilecektir. Unutmayalım ki Hollanda, kentte ki nüfusu kırsala göndermek yerine, planlı ve bilimsel tarımla bugünkü haline gelmiştir.


Öncesi de olmasına rağmen Doğu Roma (bizce Bizans)’dan beri tarım pek de teşvik görmemiştir. Bizans ve peşinden Osmanlı vergi sistemiyle köyde tarımla uğraşan kesimi haddinden fazla hırpalamıştır. Yine tarımla uğraşan kesim yine Bizans’tan beri kasabalı esnafın elinde belini doğrultamaz hale gelmiştir. Tek alıcıları olan esnaf neredeyse köylünün sahibi olmuştur. Ve köylünün çiftçi haline gelmesi en başta bunları sömüren kasaba esnafı ve tüccarının işine gelmemiştir. Peşinden köylünün palazlanması taht sahiplerinin işine gelmemiştir.


Bugün Ferhat Demir’inde yazısında belirttiği birçok tarımsal üründe dünya sıralamasının en başında olmamız daha fazla Anadolu coğrafyasının gen havuzu olması ile alakalıdır. Üretimin büyük bir kısmı plansızdır. Bunda toplumsal birçok kurumun sorumluluğu vardır. Yine Demir’in yazısında belirttiği Tarım Meslek Okullarının kurulması bile aslında bugünkü toplumsal yapıda işlevsiz kalacaktır. Bu kadar Ziraat Fakültesi hatta Tarım üniversitesi denemelerine rağmen şartları oluşturmadan yapılacak böyle bir okul tabeladan başka bir işe yaramayacaktır. Bugün bakanlıkların bile tam anlamıyla işlevsiz kaldığı bir ülke de nitelikli bir mesleki eğitim verilmesi ve bu insanların tarımsal üretime yönlendirilmesi imkânsızdır.


Tarım kalkınma planı aynı zamanda toprağın planlanmasıdır. Suyun planlanmasıdır. Yeni tarım tekniklerinin planlanmasıdır. Ülkenin ürün çeşitliliğinin yerine, miktarına göre planlamasıdır. Çiftçisinin planlamasıdır. Turizm ve Hizmet sektörünün planlamasıdır. Ülke sanayinin planlamasıdır. Eğitimin planlamasıdır. Nüfusun planlamasıdır. Ekonominin ve siyasetin planlamasıdır. Yani tarım sadece patates, soğan, kiraz, üzüm, koyun, inek değildir. Ülkenin, insanın planlanmasıdır; işte bunu gerçekleştirmek inovasyondur. Kalkınmanın sürdürülebilirliğidir.


Örgütlü çiftçi yani kooperatifçilik beraberinde köy-kent projeleriyle beraber gerçekleşebilir bu İnovasyon. Toplumsal olarak “ortaklığa” yatkın olmayan bir yapı da kooperatifçiliği geliştirmek uzun süre köylü emeğini sömüren kasaba esnafı ve kırsal tüccarı tarafından engellenmiştir. Köylü kooperatifleşemez fakat çiftçi organize olmayı ve planlamayı bilmek zorunda olduğu için kooperatifleşebilir. Toprak reformunu geliştiremediğini için bir türlü gerçek manada tarımsal mekanizasyona geçemeyen çiftçilik yapısı kooperatifçilik sayesinde siyaset kurumuna baskı kurarak hem toprak reformunu hem de sonrasında tarım mekanizasyonu gerçekleştirebilir, bu sayede de ülke gerçek mana da bir tarım mekanizasyonu sanayisine kavuşur ve ileri teknolojik mekanizasyon için ar-ge yatırımları artar. Hatta kooperatifler sayesinde çiftçiler ortak üretim yapma yollarına giderek verimi artırabilir. Bununla daha çok gelir elde edeceklerini görür ve işlevsiz mekanizasyon parkı yerine kooperatiflerin demirbaşındaki tarım mekanizasyonları hem verimli kullanılır hem de gereksiz yatırımları önler.


Ürün çeşitlenmesi sözü bana hep Peter Senge’nin “Beşinci Disiplin” kitabını çağrıştırır. Pazarlamacılıkta bu ürün çeşitliliğinin arttırılması sorunu, bazen daha büyük sorunları da beraberinde getirebilir. Zaten doğal gen havuzu olarak zengin çeşitliliğe sahip olan bir coğrafya hiçbir planlama yapmadan sanayi alt yapısını hazırlamadan yapılacak böyle bir şey bir dönemin modası “Aromatik ve Tıbbi bitkiler” rüzgârı gibi olacaktır.


Geleneksel tarımı bile bilmeyen bir kitleyi köylere doldurma başarısını göstermek yerine, nitelikli planlı bir stratejik yol haritası hazırlamak zorundayız. Bunun içinde Tarımsal ve hayvansal ürünleri borsasından, Tarım sektörüne özel finans kurumları oluşturmak zorunludur. Her yörede bitkisel çeşitlilik ve toprak yapısı belirlenmeli, topraklar bütünleştirilmeli ve desteklenmelidir. Tarıma görünüşte üretim için verilen işin aslı üretmemek için verilen teşvikler ve krediler sektörün gelişmesine katkı değil engel olmaktadır.


Bugün bir moda da tarım üreticilerini sözleşmeli üretime yöneltmedir. Bireysel olarak köylü ile yapılacak bu sözleşmeler köylüyü kasaba esnafı ve kırsal tüccarıyla yaşadıklarını aynen yaşamasından başka bir işe yaramayacaktır. Bireysel sözleşme tarım üreticisinin pazarlık masasında eşit şartlarda oturmasına engeldir. O yüzden örgütlü çiftçilik modeliyle çiftçinin kooperatifi alıcı sanayici ile eşit şartlarda masaya oturup ürününü değerinde satabilecek, ürünü için sözleşme yapabilecektir.


Eğitimli ve örgütlü çiftçi ile beraber bu coğrafya da pek örneğine rastlanmayan dünya da örnekleri olan üretilen ürünlerin katı standartları bile bu kooperatif ve çiftçi birlikleri sayesinde yapılabilmektedir.


Planlı tarım üretimine geçildiğinde yıllardır bitmeyen bu sene patates çok pahalı, soğan çöp oldu. Bir yıl sonra Soğan pahalı, patates çöp oldu benzeri şeyleri bu ülke insanı duymayacaktır.


PLANLI YAPILAN TARIMIN BU ÜLKEDE Kİ EN BÜYÜK İNOVASYON OLACAĞINI HİÇ UNUTMAMAK GEREKMEKTEDİR.


Bu topluma önce Strateji ve Planlamayı öğretmek zorundayız. Geleneksel olanın her zaman doğru olmayacağını anlatmak ve anlamalarını sağlamak zorundayız. Tek başına değil, birlik halinde güç olunabileceğini göstermek ve onlarında bunu istemesini sağlamak zorundayız.


Ve sorunun çözümünün, sorunu ortadan kaldırmak. Bakış açımızı değiştirmek zorunda olduğumuzu bilmemiz gerekmektedir.


Gelin bir kitleyi köylere göndererek İnovasyon yapmak yerine. Tarımı baştan tasarlayarak İnovasyon yaratalım.


59 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários


bottom of page