top of page
  • Yazarın fotoğrafıevrenseldevinim

EĞİN/KEMALİYE TARİHİNE BAKIŞ Etrafı Dağlık Ortası Bağlık 3



Eğin Kazasının Tarihi


Eğin sözcüğü Ağın adındaki bir yöreden gelen oymağın bu ismi kurdukları şehre vermiş olmaları ve daha sonrada Eğin sözcüğüne dönüşmesinden doğmuştur. Eğin anlam itibariyle tamamen Türk kökenli bir sözcüktür. Cennet gibi güzel bahçe anlamına gelir. Buna göre Eğin sözcüğü Göktürk-Uygur Türk yazıtlarında ve kendi dillerinde Eğin “yakaro saç gıdıkga” biçiminde yer alır. Başka bir görüşe göre Eğin, Orta Asya’da Oğuz Türklerine ait bir yer adıdır. Bir başka görüşe göre de Eğin sözcüğünün Ermenice kaynak (akarsu) anlamında kullanılan “Akn” veya “Ağn” sözcüğünden türediği ileri sürülür. Bir rivayete göre de Bizans istilasına uğramış olan şimdiki Kemaliye topraklarını gezen Prenses Eğine, burasının cennet güzeli bir yer olduğunun görmüş, çok hoşuna gitmiş ve burada kurduğu şehre de kendi ismi olan “Eğin”i vermiştir. Kaşgarlı Mahmud, Eğin sözcüğünü; sırtın eğilen kısmı olarak tanımlamıştır. Ayrıca, eni bir buçuk karış, uzunluğu dört arşın gelen bir bez olarak açıklamıştır.



Eğin’in tarihi M.Ö 200’lere kadar götürülmektedir. Buraya yerleşen ilk unsurlar, Kafkasya üzerinden inen Orta Asya Türkleridir. Türk boylarının Fırat yolunu izleyerek hayvancılığa en uygun yaylalarda yerleşmiş olmaları bu görüşü kuvvetlendirmektedir.


Pek çok kültürün hâkimiyeti altında kalan bölgede, Asur, Grek, Pers, Selevkos ve Antiochos etkisi hissedilmiştir.




Roma devri; Kartacalı Aniball’ın burada esareti Antiohyos’un mağlubiyeti ve özellikle Pon-tos Kralı Mitridat’ın bölgeyi işgaliyle başlamış ve bölge Pompeios devrinde bir Roma eyaleti haline gelmiştir. Perslerin bölgedeki hâkimiyeti V-VI. asırlar arasında olup özellikle II. Yezdicerd döneminde bölgenin Hıristiyanlaşmasını ve Bizans etkisine girmesini önlemek için mücadele edilmiştir. Bu mücadelede döneminde Yezdicerd, Bizanslılarla kanlı savaşlara girmesinin yanı sıra bölgede Mazdeizm dinini zorla kabul ettirmiştir.




Büyük Justiyen’in Persleri bölgeden çıkartmasıyla büyük bir teşkilatlanmaya girişilmiş ve bölgenin Hıristiyanlaştırılması hareketi başlamıştır. Ancak İslâmiyet’in zuhuru ve Arap Ordularının Küçük Asya’da harekete ve fetihlere geçmeleriyle bölge bu sefer İslâm – Arap tesirine girmiştir. Bu dönemin özelliği Bizans ve Arap kültürünün bölgeye hâkim oluşudur. 1058’den sonra İbrahim İnal’ın maiyetindeyken isyan ederek ayrılan bir kısım Türkmen boyları Kemah’tan sonra Eğin’i işgal ederek Malatya ovasına inmişlerdir. 1100 yılına kadar yarım yüzyıl boyunca Eğin çeşitli Türk boylarının ve komutanlarının uğradığı kalelerden biri olarak itibar görmüştür. Bir süre Danişmentliler’in Malatya koluna tabii olan Eğin, 1106’dan itibaren Anadolu Selçuklu Sultanlığına bağlanmıştır. 1243 Kösedağ savaşından sonra Moğol hâkimiyetine girmiş, bundan sonra yerel Türkmen ve Moğol beyleri ile Mısır Memluklarının etkisi altında kalmıştır. Timur istilasından sonra, Çelebi Mehmet zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1775 yılında Maden-i Hûmayûn Emanetinin kurulmasıyla Eğin idari olarak Diyarbekir Eyaletine mali bakımdan ise Maden-i Hümayun emanetine bağlı hale gelmiştir. (1775 tarihinden itibaren Keban ve Ergani madenleri Maden-i Hümâyûn Emâneti'ni oluşturmuşlar ve bu isimle idare edilmişlerdir. Bu tarihten itibaren Eğin'in de dâhil olduğu bir kısım sancaklar malî açıdan bu emanete bağlanmıştır. Maden-i Hümayun Emanetini oluşturan sancaklara bakıldığında bunun bir kaç eyaleti havi olduğu görülecektir. Bu durum ileriki tarihlerde idarî açıdan bir kısım karışıklıkların ortaya çıkmasına da sebep olmuştur). Nitekim Haziran 1802 tarihli bir tahriratta, Eğin’in Maden-i Hümayun’a bağlı olduğu belirtilerek Erzurum ve Sivas valileri tarafından bir şey istenildiği takdirde verilmemesi tembih edilmektedir. Yine Aralık 1813 tarihli diğer bir belgede ise Eğin’in Keban Madenine bağlı olduğundan bahisle Sivas vilayetince müdahale olunmaması istenmektedir.



1837 yılında Maden-i Hûmayûn’a bağlı bir kaza iken 1846 yılında Harput Eyaleti’nin kurulmasıyla birlikte Harput Eyaleti’ne bağlı bir sancak haline geldi. Bu statüsünü 1876 tarihinde Ma’muratü’l-Aziz Mutasarrıflığının kurulmasına kadar korumuştur. Bu tarihten itibaren Harput sancağına bağlı bir kaza olarak itibar edilmiştir.





İlk Nüfus Sayımında Eğinin Demoğrafik Durumu


Osmanlı Devleti, XIX. yüzyıl başlarında iki ayrı tahrir planlanmış ve her ikisini de uygulamıştır. Bunlardan ilki nüfus tahrirleridir. 1830-1831 tarihinden itibaren başlanan bu tahrirlerde sadece erkek nüfus yazılmıştır. Nüfus sayımlarına, mal-mülk sayımlarının yanı sıra Tanzimat Dönemi’nde de devam edilmiştir. Bu çerçevede nüfus defterleri ve altı aylık yoklama defterleri düzenlenmiştir. İkinci tür tahrirler ise Temettüat tahrirleridir. Tapu tahrir geleneğinin bir devamı olarak bu gelir defterleri aynı zamanda birer nüfus defteri gibi de düşünülmüştür. Bilindiği üzere Temettüat defterlerindeki nüfus ile ilgili bilgiler günümüzdeki nüfus istatistiklerinden farklıdır. Bazı noktalarda Temettüat defterlerinden elde edilen bilgiler modern sayımlara göre eksik bilgiler içermektedir. Ancak Temettüat defterlerini, vermiş olduğu diğer bilgiler nedeniyle veri kaynağı olarak kabul etmeyi gerektirmektedir. Birtakım eksikliklere rağmen bu defterdeki verileri kullan-mak o dönem için önemli sonuçlar verecektir. Bu konuda Barkan şu ifadeleri kullanır: “istatistik verilerini, bazen kati rakamlar olmaktan ziyade nüfus kütlelerinin büyüklük nispetleri ve müna-sebetleri hakkında kıymetli ölçüler temin eden malumat olarak kullanmak mecburiyetinde kala-bileceğimizi kabul etsek dahi, bu hal onların fevkalade büyük olan kıymetini azaltmayacaktır”.


XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Eğin Kazasının Nüfusu


İkinci Mahmut döneminde 1830 yılında bütün devleti kapsayacak bir nüfus sayımı yapılması kararlaştırılmıştı. Bu sayımda askerlik hizmetine alınmalarından olsa gerek sadece erkek nüfus sayılacaktı. Gereken talimatnameler çıkarılıp sayım hazırlıklarına başlanıldı. İlk olarak sayım so-nuçlarının değerlendirilmesi için Ceride Nezareti kuruldu. Sancak merkezlerinde ise bu nezarete bağlı olarak çalışacak olan defter nazırlıkları kurumu oluşturuldu19. Defter nazırlarının görevleri sancakta doğan, ölen, göç eden veya sancağa gelip yerleşenleri kayıtlarını günü gününe tutmaktı ve bunları altı ayda bir defa gönderilecek yoklanma defterini rakamlar vererek düzenleyecekti. Vilayet tarafından bunlara belli miktarda maaş bağlanırdı.


Eğin’in saptanabilen ilk nüfus verileri 1518 ve 1523 yıllarına ait tahrir defterinde yer alır. 1518’de Arabgir’e bağlı bir köy olan Eğin’de 12 hane olduğu yazılıyken bu sayı 1523 tarihli tahrir defterinde 200 hane olarak görülmektedir. Elbette ki bu rakamlar arasında büyük bir fark olduğu göze çarpmaktadır. Bu hızlı artışın nedenlerini bugün izah etmek oldukça güçtür. Bize mantıklı gelen rakam 1523 tahririndeki 200 rakamıdır ki bu sayıyı her haneyi 5 kişi kabul edip bu rakamla çarptığımız takdirde yaklaşık nüfusun 1000 civarında olduğunu tespit edebiliriz.


17. yüzyıl ortalarında Eğin’e gelen Evliya Çelebi kalenin aşağısındaki mahallelerde 1000 civarında evin olduğunu söylemektedir. Bu hane sayısını 5 ile çarptığımızda toplam nüfusun bu dönemlerde 5000 civarında olduğu söylenebilir.


1834 yılında yapılan nüfus sayımındaki bilgiler daha detaylı olarak Harput Nüfus Defterleri tasnifinde görmekteyiz. Defter 1834 tarihli olup Eğin kazasının nüfusu toplam 8297’dir.


Tablo: 1- 1834 Tarihinde Eğin Kazasının Erkek Nüfusu

Nüfus Sayısı (Erkek) Müslüman Gayrimüslim

5649 2648


Erkek nüfus üzerine aynı sayıda kadın nüfus sayısı eklenirse yaklaşık nüfus 16.594 olarak çıkmaktadır. Bu tarihte nüfusun %68’ini Müslümanlar, %32’sini ise gayrimüslimler oluşturmaktaydı.

1835 yılında bölgeyi ziyaret eden J. Brant şehirde mevcut 2700 evin 2000’inde Türklerin 700’ün de ise Ermenilerin oturduğunu söyler. Texier de bu rakamı aynen kabul eder. Buradan da Eğin’in toplam nüfusunun tahmini olarak 13.500 olduğunu söyleyebiliriz.


1841 yılında yapılan nüfus sayımında hane sayıları belirtilmiştir. 1256 (M.1841) Tarihli Harput Nüfus defterindeki nüfus sayısına göre Eğin kazasında 6439’u Müslüman ve 4240’ı gayri-müslim olmak üzere toplam 10.679 erkek nüfus bulunmaktadır. Hane sayısı ise 4045 olarak verilmektedir. Hane başına ortalama erkek nüfus yaklaşık 2,5 kişi düşmektedir. Bu rakama kadın nüfus da eklendiği takdirde kazanın yaklaşık toplam nüfusu 21.358 olmaktadır. Hane başına dü-şen ortalama yaklaşık 5 kişi düşmektedir. Müslüman erkek nüfusun oranı toplam nüfus içerisindeki oranı % 60, gayrimüslim erkek nüfusun oranı ise % 40’dır. Fakat burada şunuda belirtmek gerekir ki, bu oranlar bütün erkeklerin evli olduğu düşünüldüğünde geçerlidir. Bu sebepten belirtilen nüfusun tahmini olduğunu bir kez daha vurgulamak icap etmektedir.


Tablo:2- 1841 Tarihli Eğin Kazasının Erkek Nüfusu ve Hane Sayıları

Müslüman Gayrimüslim

Erkek Nüfus Sayısı 6439 4240

Hane Sayısı 2515 1530

Hane Başına Ort. Erkek Nüfusu 2,5 2,7


1844 tarihli nüfus defterine göre ise Eğin kaza merkezinde Müslüman erkek nüfus 2030’dur.


XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Eğin Kazasının Nüfusu


XIX. Yüzyılın ikinci yarısından sonra yayınlanan vilayet salnamelerinde nüfus ile ilgili bilgilerin verilmiş olması önem arz etmektedir. Diğer yandan yabancı seyyahların düştüğü kayıtlar da konuyu aydınlatmada yardımcı olmaktadır.


Bu döneme ait elimizdeki kaynakların ilki 1298 (M. 1881) Tarihli Ma’muratü’l-Aziz Salnamesidir. Bu salnamedeki bilgilere göre Eğin kazasının toplam nüfusu 10.937’dir. Salnamede sınıflama yapılırken din ve mezhep olarak ayrıma gidilmiş ve sadece erkek nüfus kaydedilmiştir.


Tablo: 3- 1881 Tarihinde Eğin Kazasının Erkek Nüfusu

Nüfus Sayısı(Erkek) Müslüman Rum Ermeni

Müslüman 6811 277 3849


1325(M. 1907) tarihli salnamede Eğin Kazasındaki nüfusun din ve mezhep yönünden dağı-lımı verilmiştir. Bu salnamedeki bilgilere göre Eğin kazasının toplam nüfusu 39.920’dir.


Tablo 4: 1907 Tarihinde Eğin Kazasının Nüfusu

Müslüman Rum Hıristiyan Katolik Protestan Toplam Nüfus

30407 90 8902 12 509 39920


Bu dönem içinde Eğin'in fazla nüfus barındırmasının nedenini yerleşmelerin ticaret yolları üzerinde bulunuyor olmasında aramak gerekir. Çünkü Anadolu'da doğu-batı istikametinde uzanan kervan yollarının en önemlisi Antalya ve Alanya limanlarından Konya, Aksaray, Kayseri, Sivas üzerinden Erzincan ve İran'a gitmekteydi ki, bunlardan Malatya ile Harput'a giden yolun Divriği ve Arabgir üzerinden geçmesi nedeniyle XV. yüzyıldan itibaren Divriği- Arabgir- Harput ve Harput- Arabgir- Eğin- Kemah- Erzincan arasındaki ticaret yollarının gelişmesi tarımsal potansiyelleri oldukça zayıf olan Arabgir ve Eğin yerleşmelerinin bu transit kervan yoluna bağlı olarak ticari açıdan gelişmelerine ve o dönem şartları içinde oldukça büyük nüfus miktarını bün-yelerinde barındırabilmelerine imkân tanımıştır.


Harput Eyaletine tabi kazaların hane sayılarını belirten Ceride Odası tasnifindeki bir arşiv belgesinde XIX. yüzyılın ortalarında Eğin kazasında 4.343 hane olduğu yazılmaktadır. Her haneyi ortalama beş kişi olarak alırsak 21.715 rakamıyla yaklaşık bir nüfus tahmini yapabiliriz. Aynı dönemi ihtiva eden 2709 numaralı Harput nüfus defterinde de Eğin’de 2.165 gayrimüslim nüfusun olduğu belirtiliyor. Eğin’de nüfusa bakıldığında, gayrimüslim nüfusta da göçlerden dolayı belirli bir azalma görüldüğünü söyleyebiliriz. Zira toplanan cizye miktarlarındaki önemli düşüşlerin buna işaret ettiği kanaatindeyiz.


Tarihi dönemler içerisinde, merkezlere ait nüfus verilerinin farklılığının nedenlerini, belirli dönemlerde ortaya çıkan asayiş bozuklukları ve konar-göçerlerin faaliyetlerinde aramak gerekir. Nitekim 16. yüzyılda Halep Türkmenlerinin Arabgir, Amasya ve Sivas sancaklarında yaylayıp, kışı Antalya ile Şam arasındaki bölgelerde geçirmeleri nedeniyle bunların ticari faaliyetlerini merkezlerde yapmaları, merkezlerin ticari faaliyetlerini geliştirmeye yardımcı olduğu gibi, bir kısmının da buralarda ikamet etmiş olmaları, merkezlerin nüfuslarının belirli dönemlerde artış veya eksilişine sebep olabilir. Merkezlerin nüfus olarak gerilemelerinde bu konar-göçerlerin doğurduğu huzursuzlukların büyük oranda etkili olduğunu söylememiz mümkündür. Mesela 17. Yüzyılda bu bölgelerde ikamet eden Zeyveli, Yarçekanlı ve Mürdlü gibi aşiretlerin buralarda yaptıkları asayişsizlikler nedeniyle Rakka’ya sürülmesi ve orada iskânlarının sağlanması için Arabgir’e ferman gönderilmesi de bu görüşü destekler niteliktedir.


XVI. yüzyıla kadar küçük bir yerleşim merkezi olarak dikkat çeken Eğin XVI. yüzyıldan sonra Osmanlı Devleti açısından stratejik bir bölge olarak nitelendirilmiş, bu dağlık bölgede yaşayan insanlara imtiyazlar tanınarak yardım edilmiş, bölgeden olabilecek göçlere mani olunmaya çalışılmıştır. Çaldıran Zaferi’nden sonra Yavuz, Şiiliği Fırat’ın batısına geçirmemek için sosyal ve kültürel tedbirlere de başvurmuştur. Bu anlamda Kafkasya’dan göç eden aileleri Eğin’e yerleştirmiştir. Eğinlilere geçimlerini sağlamak için İstanbul et kethüdalığını vermiştir.


Eğin ve çevresindeki diğer yerleşim birimlerinin 15.yüzyıldan 19. yüzyıl ortalarına kadar oldukça fazla miktarda nüfus barındırdıklarını ve önemli birer ticaret merkezi niteliğini taşıdıklarını söyleyebiliriz. Eğin ve civarındaki yerleşmelerin Cumhuriyet dönemi başlarından itibaren eski nüfuslarını koruyamadıkları görülür. Bunun nedenini, Osmanlı Devletinin katıldığı I. Dünya savaşı esnasında ve öncesinde ülkede bulunan azınlıkların yaptığı katliamda ve nihayet işgallere karşı verdiğimiz milli mücadelede aramamız gerekir.


2 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page