top of page
  • Yazarın fotoğrafıözdenbekir karakaş

ÜRETİYORUZ, ÇALIŞKANIZ, YALAN DÜNYA....


Yayınlanma Tarihi: 24/6/2020




Günümüzde bizim gibi gelişmişlikle gelişememişlik arasında kalmış, "Araf sarmalı" dediğimiz bu durumdan çıkamamış toplumlarda cümle hep böyle başlar; "üretim, üretmeliyiz". Bir başka klasik cümle de "aslında çalışkan toplumuz", "bu toplumun gücünü üretime kanalize etmek lazım". Ne güzel temenniler, büyük sözler değil mi? Bu sözlere muhalif olma imkanı var mı? Yok gibi görülse de, aslında bu klişeler büyük mantık hatalarını da beraber getiriyor. Toplum üretmeye çalışmaya teşni de birileri bunu engelliyor, içlerindeki çalışma, başarma azmini söndürüyormuş gibi geliyor değil mi? Suçlu hep başkaları (Araf sarmalı toplumlarının bitmeyen bahanesi),


Üretim toplumu olabilir miyiz? Tarihsel köklerimize bakınca olamayız, oluşturduğumuz yeni toplumsal yapımız itibariyle hiç ama hiç olamayız. Toplum olarak üretmek, düşünmek, bir şey ortaya koymak konusunda çok zayıfız. Pratik zekalıyız, bütün göçebe toplumlar pratik zekalıdır. Başka türlü ayakta kalamazlardı zaten. Bir yeteneğimiz yoktur. Toplum tarihsel kökleri itibariyle beraber seyahat ettiği sürüleri gibi, gittikleri yerleri yağmalamak, yeni yağmalanacak yerler aramak konusunda ustalaşmıştır. Üretim ekonomisi modeli bizde anlam ifade eden bir model değildir? Sanayi devrimine geç girmişiz (hiç giremedik ya, orasını boş verelim), bu toplum keşifler dönemine hiç girmedi, Rönesans'ı yaşamadı, kendi Rönesans'ını yaratamadı bile.


Günümüzde şöyle söylemlerle karşılaşıyoruz; Çalışmıyor diyorsunuz, üretmiyoruz diyorsunuz yıllarca ürettik ne oldu? Daha ucuza üreten yerlere kaydı üretim. Siz üretmiyordunuz ki, emeğinizi satıyordunuz. Şimdi daha ucuza satanların yaptığı gibi. Efendim biz tekstilde liderdik, konfeksiyon atölyeleri 24 saat çalışırdı. Eeee sonuç, kumaş fabrikaları Pakistan'a, Hindistan'a, Çine gitti, Tekstil atölyeleri Pakistan, Bangladeş, Vietnam, Mısıra gitti. Sana ne kaldı? Hurda makinalar, boş işyerleri, işsiz niteliksiz işgücü. Sonra onları inşaat şantiyelerine doldurdun. Para bitti, şantiye gitti, geriye ne kaldı binlerce beton yığını, binlerce işsiz, hurda iş makinaları.


Kumaş fabrikalarımız vardı, iplik fabrikalarımız vardı. Sonra o iyi adamlar gibi beyaz atlara binip gittiler. Yok öyle olmadı tabi. Kumaş fabrikamız vardı, ama tasarım yoktu, tasarımcımız yoktu. Kumaş fabrikamız vardı ama, tekstil makinası, dokuma tezgahı üreten fabrikamız yoktu. İplik fabrikamız vardı ama, endüstriyel tasarımcılarımız yoktu, iplik makinası fabrikamız yoktu. Bunlarda markamız yoktu, Know how'umuz yoktu. Yıllarca İtalya'daki kumaş fuarlarına alınmıyoruz diye efsaneler yarattık, kimse bizi niye almıyorlar diye sormadı? Kumaş tasarımcısına para vermemek için gidip tasarım çalıyorduk. Tasarımı satan, marka olmuş olanlar, o makinaların teknolojilerini ellerinde tutanlar, hala tekstilden para kazanıyor, biz makine hurdasıyla uğraşıp duruyoruz. Biz üretmeyi don dikmek, maske dikmek sandık. Victoria Secret hiçbir don üretim tesisi olmadan dünyanın en pahalı donunu satıyorken, biz 10 kuruşluk donu üretebildiğimizin coşkusuyla mutlu olduk, biz Covit le 1 kuruşluk maskeyi imal edebilmenin mutluluğunu yaşarken, 3 M firması Çin'deki fasoncularına, Vietnam'daki fasoncularına kendi adıyla üretilen maskelerin üretim sayısını artırma talimatını geçmişti bile. 3 M üretim firması, şu anda sırf kendi bünyesinde Covit 19 virüsü ile alakalı yeni maske formları tasarımı için tam tamına 651 mühendis, biyolog, virolog vb. teknik insan çalışıyor.


Üretmek çalışmak durumundayız. Türkiye bu trene binme ve yarışta yer alabilme şansını 1923-1950 arasında yakaladı. Fakat toplum fazla sıkıya gelemediği için 1950 den itibaren üretmeden de yaşanabileceği seçeneği ortaya konulunca bir hoşuna gitti. 1950 den beri, birinin ortak bizlerin pazar olduğu bir ortamda yaşayıp, aynı teraneleri söyleyip duruyoruz.


Kabul edelim, zihniyet olarak çalışmaya yatkın değiliz. İşçi olmak, emek kelimeleri genetik kodlarımızda yok. Rant ve rantiyeyi çok seviyoruz. Değer yargılarımız arasında bilmek, öğrenmek, araştırmak, keşfetmek yok. Ezberlerden çok hoşlanıyoruz. İki semt meydanında döner büfesi açınca marka olduk sanıyoruz.


Üretmek ve çalışmak demek; "süreçte değer üretmek" demektir. Geri kalan fasonculuktur, al-satçılıktır.

28 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

ERGİN, ERGEN, ERKEN SEÇİM.

Eski politikacıları severim. Tesbitleri ve nükteleri seviyeli, yerindedir. Süleyman Demirel'in seçim için söylediği "memleket seçim...

Comments


bottom of page